Block title
Block content
1 وَاَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا Bu اَمَّا evvelki اَمَّا gibi mâkabllerindeki icmâli tafsil etmekle, tahkik ve tekidi ifade ediyor.

2 اَلَّذِينَ كَفَرُوا’nun 3 اَلْكَافِرُونَ kelimesine tercihan zikredilmesi, onların bu inkârı, kalblerinde rüsuh peydâ eden küfürden neş’et ettiğine ve onun için onları yine küfre götürdüğüne işarettir.

Evvelki cümledeki 4 يَعْلَمُونَ’nin mutabakatı için burada 5 فَلاَ يَعْلَمُونَ denmesi münasip iken, onun yerine zikredilen 6 فَيَقُولُونَ îcaz ve ihtisar için mukadder olan hallerden kinayedir.

Takdir-i kelâm: “Küfrü olan adam, hakikati bilmez, tereddüde düşer, inkâra girer, istifham şeklinde istihkar eder, hakir görür.”

Ve keza, kendileri dalâlette oldukları gibi, ağızlarıyla halkı da dalâlete sürüklediklerine işarettir. 7 يُضِلُّ بِهِ كَثِيرًا وَيَهْدِى بِهِ كَثِيرًا Bu cümleden evvelki cümlede 8 اَلَّذِينَ اٰمَنُوا mukaddem olduğuna nazaran, burada ona münasip olan 9 يَهْدِى بِهِ'nin takdimi lâzımken, يُضِلُّ بِهِ takdim edilmiştir. Çünkü bu kelâmdan maksat, inkâr edenlerin itirazlarını reddetmektir. Buna binaen, يُضِلُّ بِهِ kesb-i ehemmiyet ettiğinden, takdim hakkını kazanmıştır.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Kafirler ise.
2 : Küfredenler; Allah'ı inkar edenler.
3 : Kâfirler; inkarcılar.
4 : Bilirler.
5 : Bilmezler.
6 : Derler ki.
7 : “Allah, onunla çoklarını dalâlete atar ve çoklarını da hidayete götürür.” Bakara Sûresi, 2:26.
8 : İman edenler.
9 : Onunla hidayete götürür.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 25. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 28. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

binaen : –dayanarak
dalâlet : hak yoldan ayrılma, sapkınlık
hakir : hor ve değersiz, önemsiz
îcâz : vecizlik, geniş bir mânâyı az sözle anlatma
icmâl : özet
ihtisar : kısaltma, özetleme
istifham : soru sorma
istihkar : küçümseme, aşağılama
kelâm : söz, ifade
kesb-i ehemmiyet etme : önem kazanma
keza : bunun gibi
kinaye : bir sözü gerçek mânâsına da gelebilecek şekilde, onun dışında başka bir mânâda kullanma san’atı
mâkabli : öncesi
mukaddem : evvel, önce
mukadder : gr. lâfız olarak zikredilmediği halde gizli olarak kastedilen şey
mutabakat : uygunluk
münâsip : uygun, denk
nazaran : –göre
neş’et etme : doğma, meydana gelme
rüsûh peydâ etme : kökleşme, derinleşme, yerleşme
tafsil etmek : ayrıntılı olarak açıklamak
tahkik : kesinlik
takdim : öne geçirme, önce getirilme
takdir-i kelâm : sözün gelişi; lâfız olarak zikredilmediği halde, görünen lâfzın altında kapalı olarak bulunan söz, mânâ
tekid : pekiştirme
tercihan : tercih olarak
tereddüt : şüphe
Yükleniyor...