Block title
Block content
S - Dalâlet yerine 1 يُضِلُّ hidayet yerine 2 يَهْدِى yani masdardan fiile olan udulden maksat nedir?

C - Fiil-i muzâri, teceddüd ve istimrara delâlet ettiğinden, yirmi üç sene devam eden nüzul-ü Kur’ân’ın parça parça teceddüdü nisbetinde, onların zulmet-i küfriyelerine kat kat zulmetlerin ilâvesine sebebiyet verdiğine, mü’minlerin de nüzulün teceddüdü nisbetinde nur-u imanlarının derece derece yükselmesine bâis olduğuna işarettir.

Ve keza, bu cümle 3 مَاذاَ اَراَدَ اللهُ ilâ âhir, cümlesiyle işaret edilen istifhama cevap olduğu için, her iki fırkanın vaziyetlerini beyan etmek icap etmiştir. Ve bu icaba binaen, masdara tercihan fiil zikredilmiştir. Yani bir fırkanın vaziyeti dalâlet, ötekisinin de hidayettir.

4 كَثِيرًا Evvelki كَثِيرًا’dan kemiyet ve adetçe çokluk irade edilmiştir. İkinci كَثِيرًا’dan keyfiyet ve kıymetçe çokluk kastedilmiştir. Ve aynı zamanda, Kur’ân’ın nev-i beşere rahmet olduğunun sırrına işarettir.

Evet, insanların az bir kısmının fazilet ve hidayetlerini çok görmek ve göstermek, Kur’ân’ın beşere karşı merhametli ve lütufkâr olduğunu gösterir. Ve keza, bir fazilet sahibi, bin faziletsize mukabildir. Bu itibarla, fazileti taşıyan, az olsa da çok görünür.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Saptırır.
2 : Hidayete erdirir; imana ulaştırır.
3 : Allah bununla ne irade etti.
4 : Çokları.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 25. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 28. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

bâis olma : sebep olma
beşer : insanlık
beyan etmek : açıklamak, izah etmek
binaen : –dayanarak
dalâlet : hak yoldan ayrılma, sapkınlık
delâlet etme : delil olma, işaret etme
fazilet : güzel ahlâk, üstünlük, erdem
fırka : sınıf, grup
fiil-i muzârî : Arapçada şimdiki, geniş ve gelecek zamanı ifade eden fiil kipi
hidayet : doğru ve hak yol, İslâmiyet
icap etmek : gerekmek
ilâ âhir : sonuna kadar
istifham : soru
istimrar : devamlılık
itibar : özellik; bakımdan
kemiyet : sayıca çokluk, nicelik
keyfiyet : nitelik, özellik
keza : bunun gibi
lütufkâr : iyilik ve bağışta bulunan
masdar : gr. şahıs ve zaman göstermeyen, ancak olumlu veya olumsuz bir fiil ve oluşa delâlet eden kelimedir ve bütün fiil ve türevler kendinden doğar; kaynak kelime
merhamet : acıma, şefkat
mukabil : karşılık
mutlak : kayıtsız, sınırsız; teklik, çokluk veya nitelik gibi şeylere bakılmaksızın kullanıldığı mânâya delâlet eden lâfız; kitap kelimesi gibi
mü’min : iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan
müphem : kapalı, örtülü, belirsiz
nev-i beşer : insanlar
nisbet : oran
nur-u iman : iman nuru, aydınlığı
nüzûl : inme, iniş
nüzul-ü Kur’ân : Kur’ân’ın inişi, gönderilişi
rahmet : merhamet, ihsan, bağış
teceddüd : yenilenme, tazelenme
tercihan : tercih olarak
udûl : dönme, vazgeçme
zulmet : karanlık
zulmet-i küfriye : küfür, inkâr karanlığı
Yükleniyor...