Block title
Block content
S - Bir fâsıkın fıskıyla arzın müteessir olması akıldan uzaktır.

C - Madem ki arzda nizam var; muvazene de olmalıdır. Hattâ nizam, muvazeneye tâbidir. Binaenaleyh, bir makinenin dişleri arasına küçük birşey düşerse, makine müteessir olur, belki faaliyeti de durur. Veya faraza iki dağ bir teraziyle tartılırken, terazi muvazi olduğu vakit bir gözüne bir ceviz ilâve edilirse, müvazenesi bozulur. Dünyanın da manevî nizam makinesi böyledir. Mütemerrid bir fâsıkın fıskı, arzın muvazene-i mâneviyesinin bozulmasına vesile olabilir.

1 اُولٰۤئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ'deki 2 اُولٰۤئِكَ üç şeyi ifade ediyor: Birisi ihzar, ikincisi mahsusiyet, üçüncüsü uzaklıktır. Demek bu اُولٰۤئِكَ gaip olan o fâsıkları ihzar eder, mahsus bir şekilde gösterir.

S - Onların ihzarını icap eden sebep nedir?

C - Sâmiin talep ve isteğidir. Evet, onların pis ahvâlini işiten sâmi, onlara karşı hissettiği hiddet ve nefretini izale için, hüsran ile tecziye ve tavsiflerinde, sanki onları karşısında hazır olarak görmek istiyor, tâ “Oh, oh!” demekle kalbi rahat olsun.

Müşahedeleri mümkün olmadığı halde اُولٰۤئِكَ ile mahsus gösterilmeleri, güya pis ahvalleri, habis sıfatları ve şöhret ve kesretleri öyle bir hadde bâliğdir ki, herkesin nazar-ı nefreti önünde onların o hallerini tecessüm ettirerek mahsus bir şekilde gösterir. Ve bu işaretten, hasârete mahkûm olduklarının sebebi de anlaşılmış olur.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “İşte onlar, gerçekten zarara uğrayanlardır.” Bakara Sûresi, 2:27.
2 : İşte onlar.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 25. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 28. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdetullah : Allah’ın tabiata koyduğu kanun ve prensipler
âfet : felâket, musibet
ahvâl : haller, durumlar
amel : iş yapma, uygulama; bilgiye uygun hareket etme
arz : yeryüzü, dünya
bâliğ : varan, ulaşan
belâ : büyük sıkıntı
binaenaleyh : bundan dolayı
cihad : din uğrunda çaba harcama
delâlet etme : delil olma, işaret etme
ehl-i ticaret : ticaret yapanlar, tüccarlar
emr-i tekvinî : Allah’ın yaratılışa koyduğu kanun, emir
envâ : çeşitler, türler
faraza : varsayalım ki
fâsık : hak yoldan çıkmış, günahkâr
fenalık : kötülük
fesad : bozgunculuk
fısk : günah
fıtrî : yaratılıştan gelen, tabii
gaip : o anda bulunmayan, görünmeyen
güya : sanki
habis : kötü, pis
had : sınır
hâlet : durum, hâl
harf-i târif : gr. Arapça’da isimlerin başına konulan ve onu belirli ve bilinen hale getiren “elif” ve “lam” takısı
hasâret : zarar, ziyan
hasr : sınırlandırma, ait kılma; bir hükmün yalnızca bir şeye veya bir şahsa verilmesi
hiddet : öfke, kızgınlık
hissiyat : duygular, hisler
hüsran : zarar, kayıp
ıslah : düzelme, arabuluculuk yapma, barıştırma
i’tâ : verme, bahşetme
icap etme : gerektirme
ifsad : bozmak, bozgunculuk yapmak
ihtilâl : karışıklık, bozukluk
ihzar : getirmek; o anda olmayan bir şeyi zihnen huzura getirme, görünür kılma
istidat : kabiliyet, meziyet
izale : giderme, ortadan kaldırma
kat’ : kesme, koparma
kemâlât : iyilikler, olgunluklar, üstün özellikler
kesret : çokluk
keza : bunun gibi, böylece
kudret : güç, kuvvet
mahsus : duyularla hissedilen, algılanan
mahsusiyet : dış duyularla hissedilebilir, algılanabilir
mahz-ı hasâret : sırf zarar, tamamen zarar ve ziyan
mârifetullah : Allah’ı bilme ve tanıma
maruz kalma : tesirinde kalma, uğrama
meyil : arzu, istek
musibet : belâ, sıkıntı
mutlak : kayıtsız, sınırsız; teklik, çokluk veya nitelik gibi şeylere bakılmaksızın kullanıldığı mânâya delâlet eden lâfız; kitap kelimesi gibi ki her türlü kitabı içine alır
muvasala hattı : iki şey arasındaki bağ, ilişki, irtibat
muvazene : ölçü, denge
muvazene-i mâneviye : mânevî denge
muvazi : denk, eşit
mü’min : iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan
münhasır : ait, mahsus, sınırlı
müstahak olma : hak etme, lâyık olma
müşahede : görme, seyretme
müteessir olma : tesir altında kalma, etkilenme
mütemerrid : inatçı, asi, ayak direyen
nakz : bozma
nazar-ı nefret : nefret bakışı
nizam : düzen, kanun, sistem
peydâ olma : meydana gelme
râci : ait, yönelik
rücu : dönme
saadet-i ebediye : sonu olmayan, sonsuz mutluluk
sâmi : dinleyici, işitici
sıla-i rahm : akrabalık bağı, ilişkisi
sukut etme : düşme, alçalma
şâmil : içine alan, kapsamlı
şekavet : mutsuzluk, sıkıntı
şer’an : dinen, şeriata göre
tâbi : bağlı
tabir : ifade, anlatım
tahkir : aşağılama, hakaret etme
tahribat : tahripler, yıkıp bozmalar
takyid : sınırsız, genel bir mânâ ifade eden bir sözü, nitelik, durum, gaye bakımından ve belirli şartlara bağlı olarak bir mânâya gelecek şekilde sınırlama
tarik-ı hak : hak ve hakikat yolu
tavsif : vasıflandırma, nitelendirme, özelliklerini anlatma
tazammun etme : içerme, içine alma
tecessüm ettirme : cisimleşme, cisim halinde getirme
tecziye : cezalandırma
tekvînen : kâinat ve fıtrat kanunları ile
teşriî : yasamayla ilgili; şeriata dair, şeriatle belirlenen
umumî : genel
vâki olma : meydana gelme, oluşma
vefâ-i ahid : sözünü yerine getirme, sözünde durma konusu
vesîle : sebep, vasıta
zem : kınama, kötüleme
Yükleniyor...