Block title
Block content
1 ﴾وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ﴿ Bu cümle mâkabliyle iki vecihle merbuttur: Birinci vecih: Bu cümledeki ilm-i küllî, semavatın tanzim ve tesviyesine delil olduğu gibi, tanzim ve tesviyenin vücudu da ilm-i küllînin vücuduna delildir.

İkinci vecih ise: Evvelki cümle kudret-i kâmileye, bu cümle ise, küllî ve şumullü ilme delâlet eder.

Cümlelerin nüktelerini beyan edeceğiz. 2 ﴾هُوَ الَّذِى﴿ ilâ âhir. Bu cümle, mâkabliyle bağlı değildir. Ancak, müste’nife olup, beş sual ile cevaplarına işarettir ki, bundan önce beyan edildiğinden tekrarına lüzum yoktur.

هُوَ الَّذِى'deki 3 هُوَ müptedadır. اَلَّذِى sılasıyla beraber haberdir. Bu cümlede mübteda ile haberin tarifleri tevhide işaret olduğu gibi, hasra da delâlet eder. Yani müştemilât-ı arziyenin halkı Cenâb-ı Hakka münhasır olduğu gibi, Hâlıkı da yalnız Cenâb-ı Haktır.

Bu hasr, 4 ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ cümlesinde 5 اِلَيْهِ'nin takdimiyle hasıl olan hasra delildir. Yani müştemilât-ı arziyenin halkı Cenâb-ı Hakka münhasır olduğu için, kıyamette merciiyet de Cenâb-ı Hakka münhasırdır.

اَلَّذِى sılasıyla beraber haberdir. Haberin aslı ve müstehakkı, nekre olmaktır. Burada mârife olarak gelmesi, hükmün zahir ve malûm olduğuna işarettir. Yani, “Cenâb-ı Hakkın müştemilât-ı arziyenin Hâlıkı olduğu malûm ve zahirdir.”

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “O ki, her şeyi hakkıyla bilendir.” Bakara Sûresi, 2:29.
2 : O ki.
3 : O.
4 : “Sonra O'na tekrar döndürülürsünüz.” Bakara Sûresi, 2:28.
5 : Ona.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 28. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 30. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

beyan : açıklama, anlatma
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
delâlet : delil olma, işaret etme
haber : (Ar. gr.) isim cümlesindeki hükmü, yüklemi (iş, oluş veya hareketi) ifade eden bölüm
Hâlık : her şeyi yaratan Allah
halk : yaratma
hâsıl olma : meydana gelme
hasr : sınırlama, yalnızca birşeye ait ve mahsus kılma
ilâ âhir : sonuna kadar
ilm-i küllî : Cenab-ı Hakkın her şeyi kuşatan sonsuz ilmi
kudret-i kâmile : Allah’ın her türlü acz ve noksanlıktan uzak, sonsuz güç ve iktidarı
küllî : büyük ve kapsamlı
mâkabli : öncesi
malûm : bilinen, belli
mârife : Arapça’da genellikle başına belirlilik takısı “elif-lâm”ı alan ve belirli bir şeyi gösteren kelime
merbut : bağlı
merciiyet : dönüş; kendisine dönüş yapılan zât olma
münhasır : ait, mahsus
müpteda : (Ar. gr.) isim cümlesinde haberin (yüklemin) anlattığı iş, hareket veya oluşu taşıyan ve onlara konu teşkil eden isimdir
müste’nife : yeni başlayan; önceki cümlelere bağlı olmayıp ilerdeki muhtemel sorulara cevap teşkil eden cümle
müstehak : hak etmiş, lâyık
müştemilât-ı arziye : yerin içinde bulunan şeyler
nekre : Arapça’da başında belirlilik takısı “elif-lâm” bulunmayan ve belirsizlik ifade eden kelime
nükte : ince ve derin mânâ
semavat : gökler
sıla : gr. sıla cümlesi; Arapça’da “ellezî=öyleki” gibi müphem isimlerle bir önceki cümleye bağlanan ve o cümleyi açıklayıcı olarak gelen cümle
şumullü : kapsamlı
takdim : öne geçirme, öne alma
tanzim : düzenleme
tesviye : düzleme, düzeltme
tevhid : birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
vecih : yön, şekil
zahir : açık
Yükleniyor...