Block title
Block content
Evet, delâilin zuhuru nisbetinde iman ziyadeleşir, teceddüt eder.
1 بِالْغَيْبِ yani, nifaksız, ihlâs-ı kalble iman ediyorlar. Veya iman edilen şeyler gayb olmakla beraber iman ediyorlar. Veyahut gaibe veya âlem-i gayba iman ediyorlar.

İman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tebliğ ettiği zaruriyat-ı diniyeyi tafsilen ve zaruriyatın gayrısını icmalen tasdik etmekten hasıl olan bir nurdur.

S - Avâm-ı nâstan, hakaik-i diniyeyi tabir eden ancak yüzde birdir.

C - Tabir etmemesi, bilmemesine delil olamaz. Evet, çok defa lisan, insanın tasavvuratından incelerini tabirden âciz olduğu gibi, kalbindeki ve vicdanındaki inceler de akla görünmez. Hattâ belâgat dâhilerinden Sekkâkî gibi bir zât, İmruu’l-Kays veya başka bir bedevînin ibraz ettiği belâgat incelerini kavramamıştır. Maahâzâ, imanın var olup olmadığı sorguyla anlaşılır. Meselâ âmi bir adama, bütün cihetleriyle, eczasiyle kudretinde ve tasarrufunda bulunan Sâniin, yarattığı bu âlemin bir cihette Sânii olup olmadığı hakkında bir sorgu yapıldığı zaman, “Hiçbir cihette değildir! Olamaz!” dese kâfidir. Çünkü, nefiy cihetinin, yani Sâni’siz olamayacağının onun vicdanında sabit olduğuna delâlet eder.

İman, Sa’d-ı Taftazanî’nin tefsirine göre; “Cenâb-ı Hakkın, istediği kulunun kalbine, cüz-i ihtiyarının sarfından sonra ilka ettiği bir nurdur” denilmiştir. Öyleyse, iman, Şems-i Ezelîden vicdan-ı beşere ihsan edilen bir nur ve bir şuadır ki, vicdanın içyüzünü tamamıyla ışıklandırır.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Gayba; Bilinmez hâller ve görünmez şeylere.
Önceki Risale: 2. âyetin Tefsiri / Sonraki Risale: 4. âyetin Tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âciz : güçsüz, elinden bir şey gelmeyen
âlem-i gayb : görünmeyen, fakat mahiyeti Allah tarafından bilinen başka dünya
Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
âmi : normal halktan biri
avâm-ı nâs : sıradan insanlar, halk tabakası
bedevî : çölde yaşayan, göçebe
belâgat : sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
cihet : yön, taraf
cüz-i ihtiyar : insandaki çok az seçim gücü, irade
dâhi : son derece zeki, deha ve hikmet sahibi kimse
delâil : deliller; işaretler
delâlet : işaret etme, gösterme
ecza : cüzler; parçalar, kısımlar
gaib : görünmez
gayb : görünmeyen
gayr : başkası
hakaik-i diniye : dini esaslar, dini meselelere ait hakikatler, gerçekler
hakikat : gerçek, asıl ve esas
hasıl olma : meydana gelme, oluşma
ibraz etmek : ortaya koymak, göstermek
icmalen : kısaca
ihlâs-ı kalb : sadece Allah’ın rızasını gözeten kalb samimiyeti
ihsan etmek : bağışlamak, lütfetmek, ikram etmek
ilka etmek : vermek, atmak
İmruu’l-Kays :
istimrar : süreklilik, devamlılık
ittihaz etme : edinme
kudret ve tasarrufunda bulunma : güç ve iktidarının uygulama alanında bulunma; iktidar ve icraatı altında buluma
maahâza : bununla beraber, böyle olmakla birlikte
nefy : kabul etmemek, reddetmek
nifak : münafıklık, ikiyüzlülük
Sa’d-ı Taftazanî :
Sâni : herşeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah
sarf : harcamak, kullanmak
Sekkâkî :
Şems-i Ezelî : Ezelî güneş; ezelden beri var olan, zamanla kayıtlı olmayan ve bütün tecellilerin kaynağı olan Allah
şua : ışın, güçlü ışık hüzmesi
tabir etmek : ifade etmek, söylemek
tafsilen : detaylı, ayrıntılı olarak
tasavvurât : düşünceler, zihinde canlandırılan şeyler, hayaller
tasdik etmek : kabul etmek, onaylamak
tebliğ : bildirmek, ulaştırmak
teceddüt : yenilenme, tazelenme
tecellî : ortaya çıkma, görünme, yansıma
tefsir : açıklama, yorum; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap
vicdan : kalbe ait hislerin mazharı, aynası
vicdan-ı beşer : kalbî hislerin mazharı ve aynası olan insan vicdanı
zaruriyat/zaruriyât-ı diniye : dinin kesin ve belirli hükümleri; içtihat ve yoruma muhtaç olmayan açık hükümleri
ziyadeleşmek : fazlalaşmak, artmak
zuhur : ortaya çıkma
Yükleniyor...