Block title
Block content
1 ﴾قَالَ اِنِّىۤ اَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ﴿ Bu cümle, melâikenin istifsarından sonra, “Acaba Cenâb-ı Hak, istifsarlarına nasıl cevap verdi ve taaccüplerini ne ile izale etti? Ve beşerin onlara tercihindeki hikmet nedir?” diye sâmiin kalbine gelen suale icmalî bir cevaptır; tafsili sonra gelecektir.

2 اِنِّىۤ اَعْلَمُ’deki اِنَّ tahkiki ifade etmekle tereddüt ve şüpheyi def etmek içindir. Bu ise, müsellem olmayan nazarî hükümlerde olur. Halbuki burada Allah’ın, halkın bilmediklerini bilmesi müsellem ve bedihî bir hükümdür; hâşâ, melâikenin bu hükümde tereddütleri yoktur. Binaenaleyh, burada bu اِنَّ Kur’ân-ı Kerimin îcaz için ihtisaren icmâl ettiği birkaç cümleye işarettir.

1. Beşerdeki maslahatlar ve beşerin hayr-ı kesîre nisbeten mefsedetleri, şerr-i kalildir; şerr-i kalîl için hayr-ı kesîri terk etmek, hikmete muhalifdir.

2. Beşerin hilâfete olan sırr-ı liyâkati, melâikece meçhul, Hâlıkça malûmdur.

3. Beşerin onlara tercih hakkını veren hikmet, melâikece meçhuldür.

4. اِنَّ’nin ifade ettiği tahkik, bazen sarih hükme değil, cümlenin bir kaydından istifade edilen zımnî bir hükme râci olur. Burada اِنَّ’nin tahkiki, لاَ تَعْلَمُونَ kaydından istifade edilen hükm-ü zımnîye râcidir. Yani, “Sizler, muhakkak bilmiyorsunuz.” Ve keza Allah’ın ilmi lâzım, beşerin vücudu melzumdur.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Allah buyurdu ki: Şüphesiz ki ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” Bakara Sûresi, 2:30.
2 : Şüphesiz ki ben bilirim.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 29. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 31-33. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

atfetme : bağlama
bedihî : ap açık, aşikâr
beşer : insanlık
binaenaleyh : bundan dolayı
cem : toplama, bir araya getirme
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
fazilet : değer, üstünlük, erdem
Hâlık : her şeyi yaratan Allah
hâşâ : asla, kesinlikle öyle değil
hayr-ı kesir : çok hayır, fazla iyilik
hikmet : sır, maksat, gaye
hilâfet : halifelik; yeryüzünde Allah’ın izni dairesinde ve Onun adına icraatta bulunma şeklinde, insana verilen görev
îcaz : geniş mânâyı az sözle anlatmak
icmâl etme : özetleme, kısaltma
icmalî : kısa, kısaca
ihtisaren : kısaca, özetleyerek
istifsâr : açıklama isteyerek soru sorma
izale : giderme, ortadan kaldırma
malûm : bilinen, belli
maslahat : fayda, yarar
meçhul : bilinmeyen
mefsedet : bozgunculuk, fesat
melâike : melekler
muhalif : aykırı, zıt
müsellem : doğruluğu şüphesiz kabul edilmiş
nazarî : henüz doğruluğu ispat edilmemiş, kesinlik kazanmamış, teorik olan
nisbeten : kıyasla, oranla
râci : ait, dönük
sâmi : dinleyen, işiten
sarih : açık
sırr-ı liyâkat : lâyık olma sırrı, sebebi
şerr-i kalîl : az kötülük
taaccüb : hayret etme, şaşkınlık
tafsil : ayrıntı, detay
tahkik : kesinleştirme
takdis : Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma
tereddüt : şüphe
tesbih : Allah’ı her türlü noksan ve kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma
zımnî : gizli, kapalı, örtülü
Yükleniyor...