Block title
Block content
Nasıl ki Zeyd’i ele almakla “Zeyd âlimdir, Zeyd fâzıldır, Zeyd güzeldir” gibi Zeyd’in sıfatlarından çok hükümleri dizebilirsin. Kezalik 1 اُولٰۤئِكَ’den sonra gelen 2 هُمْ zamiri hayali harekete getirmekle “Onlar ateşten kurtulurlar,” “Onlar Cennete girerler,” “Onlar rüyete mazhar olurlar” ve daha bu gibi sıfatlarına münasip çok hükümleri ve cümleleri hayale yaptırır.

Dördüncüsü: 3 اَلمُفْلِحُونَ kelimesindeki اَلْ hakikati tasvire işarettir. Sanki lisan-ı haliyle diyor ki: “Eğer müflihlerin hakikatini görmek istersen, اُولٰۤئِكَ’nin âyinesine bak, sana temessül edecektir.” Yahut onların tayin ve temyizlerine işarettir. Sanki diyor: “Ehl-i felâh olanları tanımak istersen, اُولٰۤئِكَ’ye bak, içindedirler.” Veya hükmün zâhir ve bedihî olduğuna işarettir.

Beşincisi: Felâh ve necat yollarını tayin etmeyen اَلمُفْلِحُونَ kelimesindeki ıtlak, tâmim içindir. Şöyle ki: Kur’ân’a muhatap olan, matlupları ve istekleri muhtelif pek çok tabakalardır ki, bir kısmı ateşten necat istiyorlar, bir kısmı Cennete girmek istiyorlar, bir kısmı rüyete mazhar olmak istiyorlar. Ve bunlar gibi o tabakaların pek çok dilekleri vardır. Kur’ân-ı Kerim, اَلمُفْلِحُونَ kelimesini âmm ve mutlak bırakmıştır ki, herkes istediğini takip etsin.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : İşte onlar.
2 : Onlar
3 : Kurtuluşa erenler.
Önceki Risale: 4. âyetin Tefsiri / Sonraki Risale: 6. âyetin Tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âmm : genel; sayısız şeyleri içine alan, aynı cinsten bir çok fertlere birden delâlet eden lâfız; cemaat, kavm lâfızları gibi
bedihî : apaçık, âşikâr
ehl-i felâh : kurtuluşa, selâmete erenler
felâh : kurtuluş, selâmet
hakikat : mahiyet, esas, gerçek
ıtlak : mutlak olma; kayıtsız, sınırsız bırakma; teklik, çokluk veya nitelik gibi şeylere bakılmaksızın kullanıldığı mânâya delâlet eden lâfız; kitap kelimesi gibi (bk. l-f-ẓ
lisan-ı hal : hâl dili
malûm : bilinen
matlup : istenilen, istek
mazhar : nail olma, erişme, ulaşma
muhatap : kendisine seslenilen, konuşulan
muhtelif : farklı
mutlak : kayıtsız, sınırsız; teklik, çokluk veya nitelik gibi şeylere bakılmaksızın kullanıldığı mânâya delâlet eden lâfız; kitap kelimesi gibi
müflih : kurtuluşa eren
necat : kurtuluş
rüyet : Cennette Allah’ın cemâlini görme
tâmim : umumileştirme, genelleme; bir hükmü aynı cinsin bütün fertlerine verme
tasvir : canlandırarak anlatma, ifade etme, bildirme
tayin : belirleme
temessül : görünme, belirme
temyiz : ayırma, ayırd etme
zâhir : açık
Yükleniyor...