Block title
Block content
S - Küfür, cehildir. Halbuki kâfirler, Hazret-i Muhammed’i (a.s.m.) evlâtları kadar tanıyorlardı.

C - Küfür iki kısımdır. Bir kısmı, bilmediği için inkâr eder; ikincisi, bildiği halde inkâr eder. Bu da, birkaç şubedir. Birincisi, bilir, lâkin kabul etmez. İkincisi, yakîni var, lâkin itikadı yoktur. Üçüncüsü, tasdiki var, lâkin vicdanî iz’ânı yoktur.

S - Şeytanın kalbinde marifet var mıdır?

C - Yoktur. Çünkü, san’at-ı fıtriyesi iktizasınca, kalbi daima idlâl ile telkin için, fikri, daima küfrü tasavvur etmekle meşgul olduğundan, kalbinde veya fikrinde boş bir yer marifet için kalmıyor.

S - Küfür, kalbe ait bir sıfattır. Kalbde o sıfat bulunmadığı takdirde, zünnar bağlanmasından veya ona kıyas edilen şapkanın giyilmesinden niçin küfür hasıl olsun?

C - Gizli olan umura, şeriat, emarelere göre hükmeder. Hattâ illet olmayan esbab-ı zahirîyi, illet yerine kabul eder. Binaenaleyh itmam-ı rükûa mâni olan bir kısım zünnarların bağlanması ve secdenin ikmâline mâni olan bazı şapkaların giyilmesi, ubudiyetten istiğna ve küfre teşebbüh etmeye emarelerdir. Gizli olan o sıfat-ı küfriyenin yok olduğuna kat’iyetle hükmedilemediğinden, bu gibi emarelere göre hükmedilir.

S – Eğer inzar fayda vermeyecekse teklif niçin yapılıyor?

C - İnzar yapılmadığı takdirde teklif de yapılmazsa, adem-i tecziyelerine bir hüccet olur. Zira, “Biz ne yapalım? Ne tebliğat yapıldı ve ne tekliften haberimiz var” diye mücazattan kurtuluşlarına bir medar olur.

S - Cenâb-ı Hakkın onların küfür ve temerrüdlerinden yaptığı ihbar, onların imana gelmelerini imtinâ derecesine çıkarıyor. Mümteni ve muhal birşey teklif edilir mi?

C - Cenâb-ı Hakkın ihbarı, ilmi ve iradesi, sebepten kat-ı nazarla yalnız küfürlerine taallûk etmez. Ancak ihtiyarlarıyla küfürlerine birlikte taallûk eder. Bu ise ihtiyarlarını nefyetmez ki, teklif-i bilmuhal olsun. Bu bahsin tafsilâtı gelecektir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 5. âyetin Tefsiri / Sonraki Risale: 7. âyetin Tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adem-i tecziye : cezalandırmama
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
emare : işaret, alâmet, belirti
esbab-ı zahirî : görünürdeki sebepler
hasıl olmak : meydana gelmek
hüccet : delil
idlâl : saptırma, yoldan çıkarma
ihbar : haber verme, bildirme
ihtiyar : irade, istek, tercih
ikmâl : tamamlama, tam olarak yapma
iktiza : gereklilik
illet : hükmün gerekçesi olan asıl sebep, neden
imtinâ : imkânsızlık
inkâr : reddetme
inzar : uyarı, ikaz
irade : Allah’ın iradesi, dilemesi
istiğna : ihtiyaç hissetmeme, uzak durma
itikad : inanç
itmam-ı rükû : namazda rükûyu tamamlama, tam olarak yapma
kat-ı nazar : bakmamak, dikkate almamak
kıyas etme : karşılaştırma, mukayese etme
küfür : nimeti örtme, nankörlük, inkâr
lâkin : ama, fakat
mâni : engel
marifet : Allah’ı bilme, tanıma
medar : sebep
muhal : olması imkânsız şey
mücâzât : cezalandırma
mümteni : olması imkânsız, muhal
nefyetmek : uzaklaştırmak, kovmak, tesirsiz hâle getirmek
san’at-ı fıtriye : yaratılıştaki san’at, doğal yapı
sıfat-ı küfriye : küfre ait özellikler, inkârâ ait nitelikler
şeriat : Allah tarafından bildirilen İlâhî hükümlerin hepsi, İslâmiyet
taallûk etme : ilgili olma, bağlı olma
tafsilât : ayrıntılar, detaylar
tasavvur : düşünme, zihinde şekillendirme, tasarlama
tasdik : doğrulama, onaylama
tebliğat : tebliğler, bildirilen şeyler
teklif : tebliğ, bildirme
teklif-i bilmuhal : imkânsız ve olmayacak birşeyi teklif etme
telkin : fikrini kabul ettirme, bir şeyi zihnine yerleştirme çabası
temerrüd : inat, direnme
teşebbüh etme : benzeme
ubudiyet : Allah’a kulluk
umur : işler, haller
vicdanî iz’ân : kalbe ait hislerin aynası olan vicdanın kesin kabulü
yakîn : şüphe edilmeyecek derecede kesin bilgi
zünnar : papazların beline bağladığı demir kuşak
Yükleniyor...