Block title
Block content
S - Kâfirin o cezasının adalete uygun olduğunu teslim ettik. Fakat azapları intaç eden şerlerden hikmet-i ezelîyenin ganî olduğuna ne diyorsun?

C - Kavaid-i esasiyedendir ki, “Ara sıra vukua gelen şerr-i kalil için hayr-ı kesir terk edilmez; terkedildiği takdirde şerr-i kesir olur.” Binaenaleyh, hakaik-i nisbiyenin sübutunu izhar etmek, hikmet-i ezeliyenin iktizasındandır. Bu gibi hakaikin tezahürü, ancak şerrin vücuduyla olur. Şerden, haddi tecavüz etmemek için, terhib ve tahvif lâzımdır. Terhibin vicdan üzerine tesiri, terhibi tasdik etmekle olur. Terhibin tasdiki ise, haricî bir azabın vücuduna mütevakkıftır. Zira vicdan, akıl ve vehim gibi haricî ve ebedî hakikat hükmüne geçmiş bir azaptan yapılan terhible müteessir olur. Öyleyse, dünyada olduğu gibi, âhirette de ateşin vücudundan yapılan terhib, tahvif, ayn-ı hikmettir.

S - Pekâlâ, o ebedî ceza hikmete muvafıktır; kabul ettik. Amma merhamet ve şefkat-i İlâhiyeye ne diyorsun?

C - Azizim! O kâfir hakkında iki ihtimal var. O kâfir, ya ademe gidecektir veya daimî bir azap içinde mevcut kalacaktır. Vücudun—velev Cehennemde olsun—ademden daha hayırlı olduğu vicdanî bir hükümdür. Zira adem, şerr-i mahz olduğu gibi, bütün musibet ve mâsiyetlerin de merciidir. Vücut ise, velev Cehennem de olsa, hayr-ı mahzdır. Maahaza, kâfirin meskeni Cehennemdir ve ebedî olarak orada kalacaktır.

Fakat kâfir, kendi ameliyle bu duruma kesb-i istihkak etmişse de, amelinin cezasını çektikten sonra, ateşle bir nevi ülfet peyda eder ve evvelki şiddetlerden azade olur. O kâfirlerin dünyada yaptıkları a’mâl-i hayriyelerine mükâfaten, şu merhamet-i İlâhiyeye mazhar olduklarına dair işârât-ı hadîsiye vardır.

Maahaza, cinayetin lekesini izale veya hacaletini tahfif, veyahut icrâ-yı adalete iştiyak için cezayı hüsn-ü rıza ile kabul etmek, ruhun fıtrî olan şe’nidir. Evet, dünyada, çok namus sahipleri, cinayetlerinin hicabından kurtulmak için, kendilerine cezanın tatbikini istemişlerdir; ve isteyenler de vardır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 6. âyetin Tefsiri / Sonraki Risale: 8. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

a’mâl-i hayriye : hayırlı işler
adem : yokluk
ayn-ı hikmet : hikmetin tâ kendisi
azade olma : kurtulma
binaenaleyh : bundan dolayı
ebedî : sonu olmayan sonsuz
fıtrî : yaratılış gereği, doğal
hacalet : utangaçlık, sıkılma
had : sınır
hakaik : hakikatler, gerçekler
hakaik-i nisbiye : göreceli olan hakikatler, bir diğerine göre hakikat olan şeyler
haricî : dışa ait, dış ile ilgili, maddî
hayr-ı kesir : çok hayır, iyilik
hayr-ı mahz : hayrın tâ kendisi, saf hayır
hicab : sıkılma, utanma
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
hikmet-i ezeliye : Allah’ın ezelî hikmeti
hüsn-ü rıza : kendi rızası, gönül hoşnutluğu
icrâ-yı adalet : adaletin icrası, yerine getirilmesi, uygulanması
iktiza : bir şeyin gereği
işârât-ı hadîsiye : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) hadîslerinde bulunan işaretler
iştiyak : aşırı isteme, arzulama
izale : yok etme, giderme
izhar etmek : göstermek, açıklamak
kâfir : Allah’ı veya Onun kesin olarak bildirdiği şeylerden herhangi birini inkâr eden kimse
kavaid-i esasiye : temel kurallar, prensipler
kesb-i istihkak : hak etmek, kazanmak
maahaza : bununla birlikte
mâsiyet : günah, isyan, suç
mazhar olma : nail olma, erişme
merci : dönülecek yer, dönme yeri
merhamet ve şefkat-i İlâhiye : Allah’ın merhamet ve şefkati
merhamet-i İlâhiye : Allah’ın merhameti, şefkati
mesken : kalma yeri, mekânı
muvafık : uygun
mükâfaten : mükâfat, ödül olarak
müteessir olma : etkilenme, tesir altında kalma
mütevakkıf : –e bağlı olan, –in üzerine duran
peyda etme : kazanma
sübut : kesinlik
şe’n : hâl, durum, özellik
şer : kötü
şerr-i kalil : az bir şer, kötülük
şerr-i kesir : çok şer, kötülük
şerr-i mahz : kötülüğün ta kendisi, saf şer
tahfif : hafifletme, azaltma
tahvif : korkutma
tecavüz : aşma, ileri gitme
terhib : korkutma, dehşete düşürme
tezahür : ortaya çıkma, belirme
ülfet : alışkanlık, alışma
vehim : kuruntu, zan
velev : olsa bile, şayet, eğer
vicdan : kalbe ait hislerin mazharı, aynası
vicdanî : vicdana ait
vukua gelme : olma, meydana gelme
vücud : varlık
Yükleniyor...