Block title
Block content
İkincisi: Münafık olan, mü’minlerle ihtilât ede ede, yavaş yavaş ünsiyet kesb eder, imanla ülfet peyda eder. Gerek Kur’ân’dan, gerek mü’minlerden nifakın kötülüğü hakkındaki sözleri işite işite pis hâletten nefret eder. En nihayet, lisanından kelime-i tevhidin kalbine damlamasına zemin hazırlamak için itnab yapılmıştır.

Üçüncüsü: İstihza, hud’a, ikiyüzlülük, hile, kizb, riya gibi kötü ahlâklar münafıkta var. Kâfirde o derecede yoktur. Bu cihetten münafıklar hakkında itnab yapılmıştır.

Dördüncüsü: Alelekser münafıklar, ehl-i kitaptan oldukları için, şeytanî bir zekâ sahipleri olup, daha hilekâr, daha desiseci olurlar. İşte bu durumdaki münafıklar hakkında itnab, yani tatvîl-i kelâm, ayn-ı belâgattır.

Bu âyetin kelimeleri arasındaki münasebetlere gelelim:
1 (مِنَ النَّاسِ) car ve mecrûru, مَنْ kelimesine haber olduğu takdirde, şöyle bir sual varid olur ki: Münafıkların nâstan oldukları bedihîdir. Bu hüküm, mâlûmu ilâm etmekten ibaret kalır.

Elcevap: Malûmdur ki, bir hüküm bedihî olduğu zaman, o hükmün lâzımı kastedilir. Burada kastedilen, o hükmün lâzımı olan taaccüptür. Sanki Kur’ân-ı Azîmüşşan, zımnen “Münafıkların nâstan oldukları acip birşeydir” diyerek, halkı taaccüp etmeye dâvet etmiştir. Zira insan mükerremdir. Mükerrem olan insan, nifaka tenezzül etmez.

S - Madem ki مِنَ النَّاسِ haberdir, niçin مَنْ üzerine takaddüm etmiştir?

C - Madem ki o hükümden taaccüp kastedilmiştir; taaccüb-ü inşaînin şe’ni, kelâmın evvelinde bulunmaktır. Sonra nâs tabirinden birkaç letâif çıkıyor.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : insanlardan birisi.
Önceki Risale: 7. âyetin Tefsiri / Sonraki Risale: 9-10. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

alelekser : çoğunlukla, genellikle
ayn-ı belâgat : belâgatın ta kendisi
bedihî : apaçık, aşikar
câr : (harf-i cer) başına geldiği ismin sonunu esre okutarak kendinden önceki fiilin mânâsını, başına geldiği isme çekip bağlayan harf
cihet : yön, taraf
desise : hile, aldatma
ehl-i kitap : Allah’ın gönderdiği kitaplara inanan Hıristiyan ve Yahudiler
haber : Arapça gramerde, isim cümlesindeki hükmü (iş, oluş veya hareketi) ifade eden kısım
hud’a : hile, aldatma
ihtilât : karışma, iç içe girme
ilâm : bildirme
istihza : alay etme
itnab : sözü uzatma; yeni bir fayda için, maksadı alışılmamış bir tarzda uzun bir söz ile ifade etmek
kâfir : Allah'ı veya Onun kesin olarak bildirdiği şeylerden herhangi birini inkâr eden kimse
kelâm : söz, ifade
kelime-i tevhid : “Allah’tan başka ilâh olmadığını ve Hz. Muhammed’in Onun elçisi olduğunu” dile getiren söz
kesb : kazanma
kizb : yalan
Kur’ân-ı Azîmüşşan : şan ve şerefi yüce olan Kur’ân
letâif : incelikler, güzellikler
mâlûm : bilinen, belirli
mecrûr : çekilen, sürüklenen; gr. başına geldiği câr harfiyle önündeki fiilin mânâsı kendine bağlanan ve daima esreli okunan kelime
mükerrem : ikram edilen, ikrama mazhar olan
münafık : iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse
nâs : insanlar
nifak : iki yüzlülük, inanmadığı halde inanmış gözükme
peyda etme : kazanma
riya : gösteriş, iki yüzlülük
şe’n : durum, özellik
taaccüb-ü inşaî : fiili ve kesin bir olayı göstermeyen ve taaccüb ifade eden söz (bk. b-l-ğ
taaccüp : hayret etme, şaşırma
takaddüm etme : öne geçme, önce gelme
tatvîl-i kelâm : sözü uzatma
tenezzül : inme, alçalma
ülfet : alışkanlık
ünsiyet : alışkanlık, yakınlık
varid olmak : meydana gelmek, doğmak
zımnen : gizli, kapalı olarak
Yükleniyor...