Block title
Block content
Ve keza, büyükten beklenilen menfaat küçüğe mütevakkıf ise, o küçük, büyük sırasına geçer; o büyük dahi küçük hükmünde kalır; kilit ile anahtar, lisan ile ruh gibi.

Ve keza, bu makam, nimetlerin tâdâdı veya nimetlerle imtinan makamı değildir. Ancak, insanları, gizli ve küçük nimetlere tenbih ve ikaz etmek makamıdır. Evvelki makamlardaki “tedellî” şu tenbih makamında “terakki” sayılır. Çünkü, gizli ve küçük nimetleri insanlara göstermek ve insanları onların vücuduna ikaz etmek, daha lâyık ve daha lâzımdır. Bu itibarla, şu meselemizde tedellî değil, terakki vardır.

S - Mebde ve me’haz itibarıyla “rikkatü’l-kalb” mânâsını ifade eden bu iki sıfatın Cenâb-ı Hak hakkında kullanılması caiz değildir. Eğer mânâ-yı hakikatlerinin lâzımı ve neticesi olan in’am ve ihsan kastedilirse, mecazda ne hikmet vardır?

C - Bu iki sıfat -“yed” gibi- mâna-yı hakikileriyle Cenâb-ı Hak hakkında kullanılması muhal olan müteşabihattandır. Müteşabihatta, mânâ-yı mecazînin, mânâ-yı hakikînin lâfzıyla, üslûbuyla gösterilmesindeki hikmet, insanların melûf ve malûmları olmayan mânâları ve hakikatleri zihinlerine yakınlaştırıp kabul ettirmekten ibarettir. Meselâ “yed”in mânâ-yı mecazîsi insanlara me’nus olmadığından, mânâ-yı hakikînin şekliyle, lâfzıyla gösterilmesi zarureti vardır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: İfadetü'l-Meram / Sonraki Risale: Bakara Sûresi
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

caiz : sakıncasız, doğru
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
cihet-i münâsebet : münasebet yönü ve tarafı
delâlet etmek : delil olmak, işaret etmek
haddizatında : zâten, aslında
hakikat : asıl, gerçek, doğru
hamd : övgü, şükür ve minnet duyma
hikmet : amaç, gaye
icap etmek : gerekmek
ihsan : bağış, ikram, lütuf
ikmal etmek : tamamlamak
imtinân : minnet; yapılan nimetleri söyleyerek şükür hissi uyandırma
in’am : nimet verme
itibar : özellik, bakımından
lisan : dil
mâkabli : önceki, öncesi
malûm : bilinen, belli
mânâ-yı hakikat/mânâ-yı hakikî : gerçek, asıl mânâ
mânây-ı hakiki : gerçek, asıl mânâ
mânâ-yı mecazî : mecazî anlamı
me’haz : kaynak
me’nus : ünsiyet edilen, alışılmış
mebde : temel, kök, başlangıç
mecaz : bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek mânâsından başka mânâda kullanılan söz
melûf : alışılmış
muhal : imkânsız, olmayacak şey
mütemmim : tamamlayan, tamamlayıcı
müteşabihat : birbirine benzer mecâz ve teşbihlerin yer aldığı ifadeler; Kur’ân ve hadiste yer alan ve farklı mânâlardan hangisinin kastedildiği kesin olarak bilinemeyen, bazı kapalı sözler
mütevakkıf : bağlı
Rahîm : merhametli; rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah
Rahmân : bütün yarattıkları esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran sonsuz rahmet sahibi Allah
rikkatü’l-kalb : kalb yumuşaklılığı, yufka yüreklilik
tâdâd : sayma
tedellî : tevazu gösterme, yaklaşma; belâğat ilminde, yüksek makam sahibinin tevazû göstererek aşağıdakini muhatap kabul etme mânâsında bir edebî san’at
tenbih : ikaz, uyarı
terakki : ilerleme, yükselme
üslub : ifade tarzı
vücud : varlık, var oluş
yed : el
zaruret : zorunluluk, gereklilik
Yükleniyor...