Block title
Block content
Onun için, 1 قُلْ لاَۤ اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِلاَّ الْمَوَدَّةَ فِى الْقُرْبىٰ demesiyle emrolunarak, Âl-i Beyte karşı ümmetin meveddetini istemiş.

Bu hakikati teyid eden mükerrer rivayetlerde ferman etmiş:

“Size iki şey bırakıyorum; onlara temessük etseniz necat bulursunuz: biri Kitabullah, biri Âl-i Beytim.” 2 Çünkü, Sünnet-i Seniyyenin menbaı ve muhafızı ve her cihetle iltizam etmesiyle mükellef olan, Âl-i Beyttir.

İşte bu sırra binaendir ki, Kitap ve Sünnete ittibâ ünvanıyla bu hakikat-i hadîsiye bildirilmiştir. Demek Âl-i Beytten, vazife-i risaletçe muradı, Sünnet-i Seniyyesidir. Sünnet-i Seniyyeye ittibâı terk eden, hakikî Âl-i Beytten olmadığı gibi, Âl-i Beyte hakikî dost da olamaz. 3

Hem ümmetini Âl-i Beytin etrafında toplamak arzusunun 4 sırrı şudur ki: Zaman geçtikçe Âl-i Beyt çok tekessür edeceğini izn-i İlâhî ile bilmiş ve İslâmiyet zaafa düşeceğini anlamış. O halde, gayet kuvvetli ve kesretli bir cemaat-i mütesânide lâzım ki, âlem-i İslâmın terakkiyât-ı mâneviyesinde medar ve merkez olabilsin. İzn-i İlâhî ile düşünmüş ve ümmetini Âl-i Beyti etrafına toplamasını arzu etmiş.

Evet, Âl-i Beytin efradı ise, itikad ve iman hususunda sairlerden çok ileri olmasa da, yine teslim, iltizam ve tarafgirlikte çok ileridedirler. Çünkü İslâmiyete fıtraten, neslen ve cibilliyeten taraftardırlar. Cibillî taraftarlık zayıf ve şansız, hattâ haksız da olsa bırakılmaz. Nerede kaldı ki, gayet kuvvetli, gayet hakikatli, gayet şanlı bütün silsile-i ecdadı bağlandığı ve şeref kazandığı ve canlarını feda ettikleri bir hakikate taraftarlık, ne kadar esaslı ve fıtrî olduğunu bilbedâhe hisseden bir zat, hiç taraftarlığı bırakır mı?

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “De ki: Vazifem karşılığında sizden bir ücret istemiyorum. Sizden istediğim, ancak akrabaya sevgi ve Ehl-i Beytime muhabbettir.” Şûrâ Sûresi, 42:23.
2 : Tirmizî, Menâkıb: 31; Müsned, 3:14, 17, 26.
3 : bk. et-Taberânî, Mu’cemü’l-Evsâd: 3:338; Ebû Dâvud, Fiten: 2; Müsned: 2:133.
4 : bk. el-Bezzâr, el-Müsned 9:343; el-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr: 3:45-46, 12:34.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Üçüncü Lem'a / Sonraki Risale: Beşinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

aktâb-ı Âl-i Beyt-i Muhammediye : Hz. Muhammed’in (a.s.m.) neslinden gelen ve bulunduğu yerde veya memleketteki evliyanın başı hükmünde olan büyük veliler
âlem-i İslâm : İslâm dünyası
Âl-i Beyt : Hz. Peygamberin (a.s.m.) ev halkı
binaen : dayanarak
cemaat-i mütesânide : dayanışma içindeki topluluk
cibilliyet : yaratılıştan kaynaklanan hal ve durum
cihet : taraf, yön
efrad : fertler
ekser : çoğunluk
enbiya-yı Benî İsrail : İsrailoğullarına gönderilen peygamberler
ferman etmek : buyurmak
fıtraten : yaratılış itibariyle
hakikat : gerçek, esas
hakikat-i hadîsiye : hadis-i şerifle vurgulanan hakikat
hakikî : asıl, gerçek, doğru olan
hususunda : konusunda
iltizam : sıkıca sarılma
itikad : inanç
ittibâ : uyma
izn-i İlâhî : Allah’ın izni
kesretli : çok sayıda
Kitap/Kitabullah : Allah’ın kitabı; Kur’ân-ı Kerim
medar : dayanak, sebep
menba : kaynak
mesâlik : meslekler, tutulan yollar
meveddet : sevgi
muhafız : koruyan, saklayan
murad : kast edilen
mükellef : yükümlü
mükerrer : tekrarlanan
necat bulma : kurtulma
neslen : soy olarak
rivayet : Peygamberimizden duyulan ve görülen şeylerin nakledilmesi
silsile-i ecdad : atalar silsilesi, soy defteri
Sünnet-i Seniyye/Sünnet : Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler
tarafgirlik : taraftarlık
tekessür etmek : çoğalmak
temessük etme : sarılma, tutunma
terakkiyât-ı mâneviye : manevî ilerlemeler
teyid eden : doğrulayan
turuk : yollar
ümmet : Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler
vazife-i âzîme-i İslâmiyet : İslâmın büyük görevi
vazife-i risalet : peygamberlik vazifesi
Yükleniyor...