Block title
Block content
İKİNCİ MERAKLI SUAL

Bu iki ay zarfında heyecanlı bir vaziyet-i siyasiye karşısında bana, hem alâkadar olduğum çok kardeşlerime kavî bir ihtimalle ferec verecek bir teşebbüs etmek lâzımken, o vaziyete hiç ehemmiyet vermeyerek, bilâkis, beni tazyik eden ehl-i dünyanın lehinde olarak bir fikirde bulundum.

Bazı zatlar hayret içinde hayrette kaldılar. Dediler ki: “Sana işkence eden bu mübtedi’ ve kısmen münafık baştaki insanların takip ettikleri siyaseti nasıl görüyorsun ki ilişmiyorsun?” Verdiğim cevabın muhtasarı şudur ki:

Bu zamanda ehl-i İslâmın en mühim tehlikesi, fen ve felsefeden gelen bir dalâletle kalblerin bozulması ve imanın zedelenmesidir. Bunun çare-i yegânesi nurdur, nur göstermektir ki, kalbler ıslah olsun, imanlar kurtulsun.

Eğer siyaset topuzuyla hareket edilse, galebe çalınsa, o kâfirler münafık derecesine iner. Münafık, kâfirden daha fenadır. Demek, topuz böyle bir zamanda kalbi ıslah etmez. O vakit küfür kalbe girer, saklanır, nifaka inkılâp eder.

Hem nur, hem topuz, ikisini bu zamanda benim gibi bir âciz yapamaz. Onun için, bütün kuvvetimle nura sarılmaya mecbur olduğumdan, siyaset topuzu ne şekilde olursa olsun bakmamak lâzım geliyor.

Amma maddî cihadın muktezası ise, o vazife şimdilik bizde değildir. Evet, ehline göre kâfirin veya mürtedin tecavüzatına sed çekmek için topuz lâzımdır. Fakat iki elimiz var. Eğer yüz elimiz de olsa, ancak nura kâfi gelir. Topuzu tutacak elimiz yok.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Beşinci Lem'a / Sonraki Risale: On Yedinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âciz : güçsüz, elinden bir şey gelmeyen
âsâyiş : düzen
bid’a : dinde olmayıp sonradan dine zarar verecek şekilde ortaya çıkan şey
çare-i yegâne : tek çare
dalâlet : hak yoldan ayrılma, sapkınlık
def’ : ortadan kaldırma, yok etme
ecnebî : yabancı
ehl-i dünya : dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
ehl-i İslâm : Müslümanlar
fena : kötü, çirkin
ferec : tasa ve sıkıntıdan kurtulma, ferahlık
fütuhat : fetihler, zaferler
galebe çalmak : üstün gelmek
hakikî : asıl, gerçek
hamiyet-i İslâmiye : İslâmiyetin temel değerlerini koruma duygusu ve gayreti
ıslah olmak : düzelme, iyileşme
ihyâ : canlandırma, kuvvetlendirme
iman : inanç
inkılâp : dönüşme
kâfi gelmek : yeterli olmak
kâfir : Allah'ı veya Allah’ın bildirdiği kesin olan bir şeyi inkâr eden kimse
kuvve-i mâneviye : mânevî güç, moral
küfür : inkâr
lehinde : tarafında
maddî cihad : din uğrunda mal ve canla mücadele
medar : dayanak noktası
menba : kaynak
muhtasar : kısa, özet
mukteza : bir şeyin gereği
mübtedi’ : bid’at ortaya atanlar, bid’alara taraftar olanlar
mühim : önemli
münafık : iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen
mürted : dinden dönen
nifak : münafıklık, ikiyüzlülük
nokta-i istinad : dayanak noktası
sed çekmek : engel olunmak
suret : biçim, şekil
sürur : mutluluk
şeâir-i İslâmiye : İslâmiyete sembol olmuş iş ve ibâdetler
tarafgirlik : taraftarlık
tecavüzat : tecavüzler, saldırılar
tehyiç etmek : harekete geçirmek
Yükleniyor...