Block title
Block content
Ey küfür ve küfrânı dağıtıp neşreden bedbaht ruh! Acaba, hem ruhunda, hem vicdanında, hem aklında, hem kalbinde dehşetli musibetlerle musibetzede olmuş ve azaba düşmüş bir adamın, cismiyle zâhirî bir surette, aldatıcı bir ziynet ve servet içinde bulunmasıyla saadeti mümkün olabilir mi? Ona mesut denilebilir mi?

Âyâ, görmüyor musun ki, bir adamın cüz’î bir emirden meyus olması ve vehmî bir emelden ümidi kesilmesi ve ehemmiyetsiz bir işten inkisar-ı hayale uğraması sebebiyle, tatlı hayaller ona acılaşıyor, şirin vaziyetler onu tazip ediyor, dünya ona dar geliyor, zindan oluyor.

Halbuki, senin şeâmetinle kalbinin en derin köşelerinde ve ruhunun tâ esasında dalâlet darbesini yiyen ve o dalâlet cihetiyle bütün emelleri inkıtaa uğrayan ve bütün elemleri ondan neş’et eden bir biçare insana hangi saadeti temin ediyorsun?

Acaba, zâil, yalancı bir cennette cismi bulunan ve kalbi, ruhu cehennemde azap çeken bir insana mesut denilebilir mi? İşte, sen biçare beşeri böyle baştan çıkardın; yalancı bir cennet içinde cehennemî bir azap çektiriyorsun.

Ey beşerin nefs-i emmâresi! Bu temsile bak, beşeri nereye sevk ettiğini bil. Meselâ bizim önümüzde iki yol var. Birisinden gidiyoruz. Görüyoruz ki, her adım başında biçare, âciz bir adam bulunur. Zalimler hücum edip malını, eşyasını gasp ederek kulübeciğini harap ediyorlar. Bazen da yaralıyorlar. Öyle bir tarzda ki, acınacak haline semâ ağlıyor. Nereye bakılsa, hal bu minval üzere gidiyor. O yolda işitilen sesler zalimlerin gürültüleri, mazlumların ağlayışları olduğundan, umumî bir matem o yolu kaplıyor.

İnsan, insaniyet cihetiyle gayrın elemiyle müteellim olduğundan, hadsiz bir eleme giriftar oluyor. Halbuki vicdan bu derece teellüme tahammül edemediğinden, o yolda giden iki şeyden birisine mecbur olur: Ya insaniyetten tecerrüt edip ve nihayetsiz vahşeti iltizam ederek öyle bir kalbi taşıyacak ki, kendi selâmetiyle beraber umumun helâketi onu müteessir etmesin; veyahut kalb ve aklın muktezasını iptal etsin.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Altıncı Lem'a / Sonraki Risale: On Sekizinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âciz : güçsüz
âyâ : acaba
bedbaht : kötü bahtlı, tahlihsiz
beşer : insanlık
bîçare : çaresiz, zavallı
cihet : şekil, yön
cüz’î : ferdî, az, küçük
dalâlet : inançsızlık, hak yoldan sapkınlık
ehemmiyetsiz : önemsiz, değersiz
elem : acı, keder
emel : umut, istek
eşya : şeyler, varlıklar
gasp etmek : zorla almak
gayr : başkası
giriftar olmak : tutulmak
hadsiz : sınırsız
harap etme : yıkma, yok etme
helâket : mahvolma, yok oluş
iltizam etme : gerekli görme
inkıtaa uğrama : kesintiye uğrama
inkisar-ı hayal : hayal kırıklığı
İsevî dini :
küfran : nankörlük
küfür : inkâr ve inançsızlık
mazlum : zulme uğramış
mes’ut : mutlu
meyus : ümitsiz
minval : yol; tarz, biçim
mukteza : gerek
musibet : belâ, dert
musibetzede : belâya, sıkıntıya düşmüş olan kimse
müteellim : elemli, acı duyan
müteessir etmek : etkilemek, üzmek
nefs-i emmâre : insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden güç
neş’et eden : doğan, meydana gelen
neşreden : yayan
nihayetsiz : sonsuz
saadet : mutluluk
sefahet : gayrı meşru zevk ve eğlence
selâmet : esenlik, güvenlik
semâ : gök
sevk etmek : yöneltmek
suret : biçim, şekil
şeâmet : kötülük, uğursuzluk
tahammül : dayanma, katlanma
tazip etme : azaplandırma, eziyet verme
tecerrüd etme : sıyrılma, arınma
teellüm : elem duyma, üzülme, tasalanma
temsil : analoji, kıyaslama tarzında benzetme
umum : genel, bütün
umumî : genele ait
vehmî : olmadığı halde varmış gibi görünen
zâhirî : açık
zâil : geçici, yok olucu
ziynet : süs
Yükleniyor...