Block title
Block content
Eğer desen: “Zîhayatta lezzet kabildir. Cemâdatta nasıl şevk ve lezzet olabilir?”

Elcevap: Cemâdat kendi hesaplarına değil, onlarda tecellî eden esmâ-i İlâhiye hesabına bir şeref, bir makam, bir kemal, bir güzellik, bir intizam isterler, arıyorlar. O vazife-i fıtriyelerinin imtisalinde, Nûru’l-Envârın isimlerine birer mâkes, birer âyine hükmüne geçtiğinden, tenevvür eder, terakki eder.

Meselâ, nasıl ki bir katre su, bir zerrecik cam parçası, zâtında ziyasız, ehemmiyetsizken, sâfi kalbiyle güneşe yüzünü çevirse, o vakit o ehemmiyetsiz, ziyasız katre ve cam parçası, güneşin bir nevi arşı olup senin yüzüne de tebessüm eder. İşte bu misal gibi, zerrat ve mevcudat, cemâl-i mutlak ve kemâl-i mutlak sahibi olan Zât-ı Zülcelâlin isimlerine vazifeperverlik cihetinde âyine olmalarıyla, o katre ve zerrecik şişe gibi gayet aşağı bir dereceden gayet yüksek bir derece-i zuhura ve tenevvüre çıkıyorlar. Madem vazife cihetinde gayet nuranî ve yüksek bir makam alıyorlar; lezzet mümkün ve kabilse, yani hayat-ı âmmeden hissedar iseler, gayet lezzetle o vazifeleri görüyorlar denilebilir.

Vazifede lezzet bulunduğuna en zâhir bir delil: Sen kendi âzâ ve duygularının hizmetlerine bak. Herbiri, bekà-i şahsî ve bekà-i nev’î için ettikleri hizmetlerinde ayrı ayrı lezzetleri var. Nefs-i hizmet, onlara bir telezzüz hükmüne geçiyor. Hattâ hizmeti terk etmek, o uzvun bir nevi azabıdır.

Hem en zâhir bir delil dahi, horoz ve yavrulu tavuk gibi hayvânâtın vazifelerinde gösterdikleri fedakârâne ve merdâne vaziyetleridir ki, horoz aç olduğu halde tavukları nefsine tercih edip, bulduğu rızka onları çağırır; yemez, onlara yedirir. Ve bir şevk ve iftihar ve telezzüzle o vazifeyi gördüğü görünür. Demek o hizmette, yemekten fazla bir lezzet alır.

Hem küçük yavrularına çobanlık eden tavuk dahi, yavrularının hatırı için ruhunu feda eder, ite atılır. Kendini aç bırakıp onları doyurur. Demek o hizmette öyle bir lezzet alır ki, açlık acısına ve ölmek elemine tereccuh eder, ziyade gelir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Altıncı Lem'a / Sonraki Risale: On Sekizinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

arş : taht; emir ve egemenliğin tecelli ettiği yer
âzâ : organlar
azab : sıkıntı, acı çekme
bekà-i nev’î : türün devamlılığı
bekà-i şahsî : ferdin devamlılığı
cemâdat : cansız varlıklar
cemâl-i mutlak : sınırsız güzellik
cihet : yön
derece-i zuhur : ortaya çıkma derecesi
ehemmiyetsiz : önemsiz
elem : acı, sıkıntı
esmâ-i İlâhiye : Allah’ın isimleri
fedakârâne : fedakârca
hayat-ı âmme : genel hayat, hayatın genel mânâsı
hayvânât : hayvanlar
hissedar : pay sahibi
iftihar : övünme
imtisal : bağlanma, boyun eğme
intizam : disiplin, düzen
kabil : mümkün, olabilir
katre : damla
kemâl : mükemellik, olgunluk
kemâl-i mutlak : her yönüyle mükemmel olma
makam : derece
mâkes : yansıma yeri, ayna
merdâne : mertçe
mevcudat : varlıklar
misal : örnek
nefs : bir varlığın kendisi
nefs-i hizmet : hizmetin bizzat kendisi
nevi : çeşit, tür
nuranî : nurlu, parlak
Nûru’l-Envâr : nurların nuru, sonsuz nur sahibi olan Allah
sâfi : temiz, arınmış
şevk : büyük istek ve arzu
tecellî : yansıma, görünme
telezzüz : lezzetlenme
tenevvür etmek : nurlanmak, aydınlanmak
terakki etmek : ilerlemek, gelişmek
tereccuh etmek : üstün gelmek
uzuv : organ
vazife-i fıtriye : yaratılıştan gelen görev
vazifeperver : vazifesini seven, işine düşkün
vaziyet : durum
zâhir : açık, gözle görünür
zât : bir şeyin kendisi
Zât-ı Zülcelâl : sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi Allah
zerrat : zerreler
zerre : atom
zerrecik : atom
zîhayat : canlı
ziyade : çok, fazla
ziyasız : ışıksız
Yükleniyor...