Block title
Block content
Hayvânî valideler, yavrularını, küçük iken vazifeleri bulunduğundan, lezzetle himayeye çalışır. Büyük olduktan sonra vazife kalkar, lezzet de gider. Yavrusunu döver, elinden daneyi alır.

Yalnız, insan nev’indeki validelerin vazifeleri bir derece devam eder. Çünkü insanlarda, zaaf ve acz itibarıyla, daima bir nevi çocukluk var; her vakit de şefkate muhtaçtır.

İşte umum hayvânâtın, horoz gibi çobanlık eden erkeklerine ve tavuk gibi validelerine bak, anla ki, bunlar kendi hesabına ve kendileri namına, kendi kemalleri için o vazifeyi görmüyorlar.

Çünkü hayatını, vazifede lâzım gelse feda ediyorlar. Belki vazifeleri, onları o vazifeyle tavzif eden ve o vazife içinde rahmetiyle bir lezzet derc eden Mün’im-i Kerîmin hesabına ve Fâtır-ı Zülcelâlin namına görüyorlar.

Hem nefs-i hizmette ücret bulunduğuna bir delil de şudur ki: Nebâtat ve eşcar, bir şevk u lezzeti ihsas eden bir tavırla Fâtır-ı Zülcelâlin emirlerini imtisal ediyorlar.

Çünkü, dağıttığı güzel kokular ve müşterilerin nazarını celb edecek ziynetlerle süslenmeleri ve sümbülleri ve meyveleri için çürüyünceye kadar kendilerini feda etmeleri, ehl-i dikkate gösterir ki, onların, emr-i İlâhînin imtisalinden öyle bir lezzetleri var ki, nefsini mahvedip çürütüyor.

Bak, başında çok süt konserveleri taşıyan hindistan cevizi ve incir gibi meyvedar ağaçlar, rahmet hazinesinden lisan-ı hal ile süt gibi en güzel bir gıdayı ister, alır, meyvelerine yedirir, kendi bir çamur yer. Nar ağacı sâfi bir şarabı hazine-i rahmetten alıp meyvesine yedirir, kendisi çamurlu ve bulanık bir suya kanaat eder.

Hattâ hububatta dahi sümbüllenmek vazifesinde zâhir bir iştiyak görünür. Nasıl ki dar bir yerde hapsedilen bir zat, bir bostana, geniş bir yere çıkmayı müştakane ister; öyle de, hububatta, sümbüllenmek vazifesinde öyle sürurlu bir vaziyet, bir iştiyak görünüyor.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Altıncı Lem'a / Sonraki Risale: On Sekizinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz : güçsüzlük
celb etmek : çekmek
cereyan eden : meydana gelen
dane : tane, tohum
derc eden : yerleştiren
düstur : kanun
ehl-i dikkat : olayları derinlemesine inceleyen kişiler
ekseriyetle : çoğunlukla
emr-i İlâhî : Allah’ın emri
eşcar : ağaçlar
Fâtır-ı Zülcelâl : sonsuz haşmet ve büyüklük sahibi olan ve her şeyi yoktan benzersiz olarak yaratan Allah
hayvânât : hayvanlar
hayvânî : hayvanlardan olan
hazine-i rahmet : Allah’ın sonsuz rahmet hazinesi
himaye : koruma
hububat : tohumlar, taneli bitkiler
ihsas eden : hissettiren
imtisal : emre uyma, boyun eğme
iştiyak : çok arzu ve istek
itibarıyla : açısından
kâinat : evren
kanaat etmek : yetinmek
kemâl : mükemmellik, olgunluk
lisan-ı hal : hal ve beden dili
meyvedar : meyveli
Mün’im-i Kerîm : sonsuz cömertlik sahibi ve nimet verici Allah
müştakane : aşk ile, çok isteyerek
namına : adına
nazar : bakış
nebâtat : bitkiler
nefs : bir şeyin kendisi
nefs-i hizmet : hizmetin bizzat kendisi
nev’ : tür, çeşit
rahmet : şefkat, merhamet
sa’y eden : çalışan
sâfi : temiz, arınmış
sünnetullah : kâinatta yürürlükte olan İlâhî kanunlar
sürurlu : mutluluk ve sevinç verici
şarab : içecek
tabir edilen : adlandırılan, ifade edilen
tavzif eden : görevlendiren
umum : bütün
valide : anne
vaziyet : durum, hâl
zaaf : zayıflık
zâhir : açık, gözle görünür
zat : kişi
ziyade : çok, fazla
ziynet : süs
Yükleniyor...