Block title
Block content
Evet, bir kaleyi fetheden bir taburun ganimetini ve muzafferiyet ve şerefini, binbaşısı alamaz. Evet, üstad ve mürşid, masdar ve menba telâkki edilmemek gerektir. Belki mazhar ve mâkes olduklarını bilmek lâzımdır.

Meselâ, hararet ve ziya sana bir âyine vasıtasıyla gelir. Sen de, güneşe karşı minnettar olmaya bedel, âyineyi masdar telâkki edip, güneşi unutup, ona minnettar olmak divaneliktir.

Evet, âyine muhafaza edilmeli, çünkü mazhardır. İşte mürşidin ruhu ve kalbi bir âyinedir, Cenâb-ı Haktan gelen feyze mâkes olur, müridine aksedilmesine de vesile olur. Vesilelikten fazla, feyiz noktasında makam verilmemek lâzımdır.

Hattâ bazı olur ki, masdar telâkki edilen bir üstad, ne mazhardır, ne masdardır. Belki müridinin safvet-i ihlâsıyla ve kuvvet-i irtibatıyla ve ona hasr-ı nazarla, o mürid, başka yolda aldığı füyuzâtı, üstadının mir’ât-ı ruhundan gelmiş görüyor.

Nasıl ki bazı adam, manyetizma vasıtasıyla bir cama dikkat ede ede âlem-i misale karşı hayalinde bir pencere açılır, o âyinede çok garaibi müşahede eder. Halbuki âyinede değil, belki âyineye olan dikkat-i nazar vasıtasıyla, âyinenin haricinde hayaline bir pencere açılmış, görüyor.

Onun içindir ki, bazan nâkıs bir şeyhin hâlis müridi, şeyhinden daha ziyade kâmil olabilir. Ve döner, şeyhini irşad eder ve şeyhinin şeyhi olur.

ON DÖRDÜNCÜ NOTA

Tevhide dair dört küçük remizdir.

BİRİNCİ REMİZ: Ey esbabperest insan! Acaba, garip cevherlerden yapılmış bir acip kasrı görsen ki yapılıyor. Onun binasında sarf edilen cevherlerin bir kısmı yalnız Çin’de bulunuyor. Diğer kısmı Endülüs’te, bir kısmı Yemen’de, bir kısmı Sibirya’dan başka yerde bulunmuyor.

Binanın yapılması zamanında, aynı günde şark, şimal, garp, cenuptan o cevherli taşlar kolaylıkla celb olup yapıldığını görsen, hiç şüphen kalır mı ki, o kasrı yapan usta, bütün küre-i arza hükmeden bir hâkim-i mucizekârdır?
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Altıncı Lem'a / Sonraki Risale: On Sekizinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : hayret verici
aksedilme : yansıtılma
âlem-i misal : bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem
celb olmak : bir yerden getirilmek
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
cenup : güney
cevher : değerli taş
dikkat-i nazar : dikkatle bakmak
divanelik : akılsızlık
esbabperest : Allah’ı unutup sebeplere haddinden fazla değer veren
feyiz : mânevî gıda, bereket
füyuzât : feyizler, mânevî bolluk ve bereketler
garaib : tuhaf, şaşılacak şeyler
garip : hayret verici, şaşırtıcı
garp : batı
hâkim-i mucizekâr : her şeyi mucize olan ve her şeyi emri altında bulunduran
hâlis : içten, samimi, saf, temiz
hararet : ısı
harici : dış
hasr-ı nazar etmek : bakışı ve dikkati tek bir yere yoğunlaştırmak
irşad etme : doğru yolu gösterme
kâmil : manevî mertebelerde yükselip olgunlaşan
kasır : saray
kuvvet-i irtibat : güçlü bağlantı
küre-i arz : yerküre, dünya
makam : derece
mâkes : yansıma yeri
manyetizma : telkin ve hipnoz yolu ile birini tesir altına alma
masdar : kaynak
mazhar : bir özelliği üzerinde taşıyan ve yansıtan
minnettar olmak : minnet duymak, yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu hissetmek
mir’ât-ı ruh : ruh aynası
muhafaza etmek : korumak, saklamak
mürid : bir mürşide talebe olan
mürşid : doğru yolu gösteren
müşahede etme : gözlemleme
nâkıs : eksik, noksan
nota : bildiri
remiz : işaret
safvet-i ihlâs : ihlâsı zedeleyecek hiçbir yönün olmayışı
sarf edilen : kullanılan
şark : doğu
şimal : kuzey
telâkki edilen : kabul edilen
tevhid : birleme; Allah’ı bir olarak bilme ve ilân etme
üstad : bir alanda kendini yetiştirmiş olan ve birikimini talebelerine aktaran kişi
vesilelik : aracılık
ziya : ışık
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...