Block title
Block content
Bu ise yüz derece bâtıldır. Demek bu hayat-ı dünyeviye, âhirete iman rüknünü kat’î ispat ediyor ve her baharda haşrin üç yüz binden ziyade nümunelerini gözümüze gösteriyor.

Acaba senin cisminde, senin bahçende ve senin vatanında senin hayatına lâzım ve münasip bütün levazımatı ve cihazatı hikmet ve inâyet ve rahmetle ihzar eden ve vaktinde yetiştiren, hattâ senin midenin bekà ve yaşamak arzusuyla ettiği hususî ve cüz’î olan rızık duasını bilen ve işiten ve hadsiz leziz taamlarla o duanın kabulünü gösteren ve mideyi memnun eden bir Mutasarrıf-ı Kadîr, hiç mümkün müdür ki, seni bilmesin ve görmesin?

Ve nev-i insanın en büyük gayesi olan hayat-ı ebediyeye lâzım esbabı ihzar etmesin?

Ve nev-i insanın en büyük, en ehemmiyetli, en lâyık ve umumî olan bekà duasını, hayat-ı uhreviyenin inşasıyla ve Cennetin icadıyla kabul etmesin?

Ve kâinatın en mühim mahlûku, belki zeminin sultanı ve neticesi olan nev-i insanın Arş ve ferşi çınlatan umumî ve gayet kuvvetli duasını işitmeyip, küçük bir mide kadar ehemmiyet vermesin, memnun etmesin, kemâl-i hikmetini ve nihayet rahmetini inkâr ettirsin? Hâşâ, yüz bin defa hâşâ!

Hem hiç kabil midir ki, hayatın en cüz’îsinin pek gizli sesini işitsin, derdini dinlesin ve derman versin ve nazını çeksin ve kemâl-i itinâ ve ihtimamla beslesin ve ona dikkatle hizmet ettirsin ve büyük mahlûkatını ona hizmetkâr yapsın; ve sonra en büyük ve kıymettar ve bâki ve nazdar bir hayatın gök sadâsı gibi yüksek sesini işitmesin?

Ve onun çok ehemmiyetli bekà duasını ve nazını ve niyazını nazara almasın?

Adeta bir neferin kemâl-i itinâ ile teçhizat ve idaresini yapsın ve mutî ve muhteşem orduya hiç bakmasın?

Ve zerreyi görsün, güneşi görmesin?

Sivrisineğin sesini işitsin, gök gürültüsünü işitmesin? Hâşâ, yüz bin defa hâşâ!
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Dördüncü Nükte / Sonraki Risale: Altıncı Nükte
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âhiret : öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
Arş : Allah’ın büyüklüğünün ve yüceliğinin tecelli ettiği en yüksek makam
bâki : devamlı olan, sonsuz
bâtıl : hak olmayan
bekà : devamlılık ve kalıcılık, sonsuzluk
belâ : büyük sıkıntı
cihazat : cihazlar, donanım
cisim : beden
cüz’î : sınırlı, küçük
derman : ilâç
ehemmiyet : değer, önem
elem : acı, keder
esbab : sebepler
ferş : yer
hadsiz : sınırsız, sayısız
hâşâ : asla öyle değil
haşir : öldükten sonra ahirette yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma
hayat-ı dünyeviye : dünya hayatı
hayat-ı ebediye : sonsuz hayat, âhiret hayatı
hayat-ı uhreviye : âhiret hayatı
hikmet : fayda, gaye
hizmetkâr : hizmet yapan kimse
hususî : özel
icad : var etme
ihtimam : özen gösterme, önem verme
ihzar etmek : hazırlamak
inâyet : Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik
inşa : kurma, bina etme
kabil : mümkün
kâinat : evren
kat’î : kesin
kemâl-i hikmet : her şeyin en mükemmel bir şekilde belli bir gaye ve hedefe yönelik yaratılması
kemâl-i itinâ : mükemmel seviyede özen gösterme
kıymettar : değerli
levazımat : ihtiyaçlar
leziz : lezzetli
mahlûk : varlık
mahlûkat : yaratıklar
muhteşem : görkemli
musibet : belâ, başa gelen acı durumlar
Mutasarrıf-ı Kadîr : herşeyde istediği gibi tasarruf eden ve herşeye gücü yeten Allah
mutî : emre uyan, itaat eden
mühim : önemli
münasip : uygun
nazara almak : dikkate almak
nazdar : nazlı
nefer : asker
netice : son, sonuç
nev-i insan : insan türü, insanlık
nihayet : sınırsız
niyaz : dua, yalvarma
nümune : örnek
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet
rızık : Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler
rükün : esas, temel
sadâ : ses
taam : yemek, yiyecek
teçhizat : cihazlar, donanım
umumî : bütün, genel
zemin : yeryüzü
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...