Block title
Block content
Hem hiçbir cihetle akıl kabul eder mi ki, hadsiz rahmetli, muhabbetli ve nihayet derecede şefkatli ve kendi san’atını çok sever ve kendini çok sevdirir ve kendini sevenleri ziyade sever bir Zât-ı Kadîr-i Hakîm, en ziyade kendini seven ve sevimli ve sevilen ve Sâni’ine fıtraten perestiş eden hayatı ve hayatın zâtı ve cevheri olan ruhu, mevt-i ebedî ile idam edip, kendinden o sevgili muhibbini ve habibini ebedî bir surette küstürsün, darıltsın, dehşetli rencide ederek sırr-ı rahmetini ve nur-u muhabbetini inkâr etsin ve ettirsin?

Yüz bin defa hâşâ ve kellâ! Bu kâinatı cilvesiyle süslendiren bir cemâl-i mutlak ve umum mahlûkatı sevindiren bir rahmet-i mutlaka, böyle hadsiz bir çirkinlikten ve kubh-u mutlaktan ve böyle bir zulm-ü mutlaktan, bir merhametsizlikten, elbette nihayetsiz derece münezzehtir ve mukaddestir.

Netice: Madem dünyada hayat var; elbette insanlardan hayatın sırrını anlayanlar ve hayatını sû-i istimal etmeyenler, dâr-ı bekàda ve Cennet-i bâkiyede hayat-ı bâkiyeye mazhar olacaklardır. Âmennâ.

Ve hem nasıl ki yeryüzünde bulunan parlak şeylerin güneşin akisleriyle parlamaları ve denizlerin yüzlerinde kabarcıkları ziyanın lem’alarıyla parlayıp sönmeleri, arkalarından gelen kabarcıklar yine hayalî güneşçiklere âyinelik etmeleri bilbedâhe gösteriyor ki, o lem’alar, yüksek birtek güneşin cilve-i in’ikâsıdırlar ve güneşin vücudunu muhtelif dillerle yad ediyorlar ve ışık parmaklarıyla ona işaret ediyorlar.

Aynen öyle de, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun Muhyî isminin cilve-i âzamıyla berrin yüzünde ve bahrin içinde zîhayatların kudret-i İlâhiye ile parlayıp, arkalarından gelenlere yer vermek için “Yâ Hayy” deyip perde-i gaybda gizlenmeleri, bir hayat-ı sermediye sahibi olan Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun hayatına ve vücub-u vücuduna şehadetler, işaretler ettikleri gibi...
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Dördüncü Nükte / Sonraki Risale: Altıncı Nükte
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

akis : yansıma
âmennâ : iman ettik
bahr : deniz
ber : kara
bilbedâhe : açık bir şekilde
cemâl-i mutlak : sınırsız güzellik
Cennet-i bâkiye : devamlı ve kalıcı olan Cennet
cilve-i in’ikâs : görüntünün yansıması
dâr-ı beka : sonsuzluk yeri, âhiret
ebedî : sonsuz
fıtraten : yaratılış açısından
habib : sevgili
hadsiz : sayısız, sınırsız
hâşâ ve kellâ : asla ve asla, kesinlikle öyle değil
hayalî : hayale dayalı
hayat-ı bâkiye : devamlı ve kalıcı âhiret hayatı
hayat-ı sermediye : devamlı, sürekli hayat
inkâr etmek : reddetmek
kâinat : evren
kubh-u mutlak : sınırsız çirkinlik
kudret-i İlâhiye : Allah’ın güç ve kudreti
lem’a : parıltı
mahlûkat : yaratıklar
mazhar olmak : nail olmak, elde etmek
mevt-i ebedî : tekrar dirilmemek üzere ölüm
muhabbet : sevgi
muhib : seven kişi
muhtelif : çeşitli
Muhyî : bütün canlılara hayat veren Allah
mukaddes : kusur ve eksiklikten uzak
münezzeh : kusur ve eksiklikten uzak
netice : son, sonuç
nihayet : son
nur-u muhabbet : muhabbet nuru, sevgi ışığı
perde-i gayb : gayb perdesi; görünmeyen âlemleri gözümüzden gizleyen perde
perestiş eden : aşırı derece seven
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet
rahmet-i mutlaka : sınırsız rahmet
rencide etmek : incitmek
Sâni : herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah
sırr-ı rahmet : şefkat ve merhametteki sır
sû-i istimal : kötüye kullanma
yâ Hayy : ey gerçek hayat sahibi olan ve her canlıya hayat veren Allah’ım
yad etmek : anmak
Zât-ı Hayy-ı Kayyûm : her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan zât, Allah
Zât-ı Kadîr-i Hakîm : sonsuz güç ve kudret sahibi ve herşeyi hikmetle yapan Zât, Allah
zulm-ü mutlak : sınırsız zulüm
Yükleniyor...