Block title
Block content
Nefsim bilmecburiye dedi:

Evet, ben vatanımdan garip olduğum gibi, bu elli sene zarfındaki ömrümde zeval bulan sevdiklerimden ayrı düştüğümden ve arkalarında onlara ağlayarak kaldığımdan, bu vatan gurbetinden daha ziyade hazîn ve elîm bir gurbettir.

Ve bu gece ve dağın garibâne vaziyetindeki hazîn gurbetten daha ziyade hazîn ve elîm bir gurbete yakınlaşıyorum ki, bütün dünyadan birden mufarakat zamanı yakınlaştığını ihtiyarlık bana haber veriyor.

Bu gurbet gurbet içinde ve bu hüzün hüzün içindeki vaziyetten bir rica, bir nur aradım. Birden, iman-ı billâh imdada yetişti. Öyle bir ünsiyet verdi ki, bulunduğum muzaaf vahşet bin defa tezâuf etseydi, yine o teselli kâfi gelirdi.

Evet, ey ihtiyar ve ihtiyareler! Madem Rahîm bir Hâlıkımız var; bizim için gurbet olamaz. Madem O var; bizim için herşey var. Madem O var; melâikeleri de var.

Öyleyse bu dünya boş değil; hâli dağlar, boş sahrâlar Cenâb-ı Hakkın ibâdıyla doludur. Zîşuur ibâdından başka, Onun nuruyla, Onun hesabıyla taşı da, ağacı da birer mûnis arkadaş hükmüne geçer, lisan-ı halle bizimle konuşabilirler ve eğlendirirler.

Evet, bu kâinatın mevcudatı adedince ve bu büyük kitab-ı âlemin harfleri sayısınca, vücuduna şehadet eden; ve zîruhların medar-ı şefkat ve rahmet ve inâyet olabilen cihazatı ve mat’ûmâtı ve nimetleri adedince rahmetini gösteren deliller, şahitler, bize Rahîm, Kerîm, Enîs, Vedûd olan Hâlıkımızın, Sâniimizin, Hâmîmizin dergâhını gösteriyorlar.

O dergâhta en makbul bir şefaatçi, acz ve zaaftır. Ve acz ve zaafın tam zamanı da ihtiyarlıktır. Böyle bir dergâha makbul bir şefaatçi olan ihtiyarlıktan küsmek değil, sevmek lâzımdır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Beşinci Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi Yedinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz : güçsüzlük
berzah : kabir âlemi
bilmecburiye : zorunlu olarak
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
cihazat : cihazlar, donanım
dergâh : Allah’ın yüce katı
elîm : acı ve sıkıntı veren
Enîs : yarattığı varlıklara karşı çok yakın, dost olan Allah
garibâne : garip olarak
garip : yalnız, kimsesiz
gurbet : gariplik, yabancılık
Hâlık : her şeyi yaratan Allah
hâli : boş, ıssız
Hâmî : koruyan, sahip çıkan Allah
hazîn : hüzün veren, acıklı
hüzün : üzüntü
ibâd : ibadet edenler, kullar
ihtiyare : yaşlı kadın
iman-ı billâh : Allah’a iman
inâyet : Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik
inkılâp etmek : dönüşmek
kâfi : yeterli
kâinat : evren
Kerîm : sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah
kitab-ı âlem : âlem kitabı, kâinat
lisan-ı hâl : hâl ve beden dili
makbul : kabul edilen
mat’ûmât : yiyecekler
medar-ı şefkat : şefkat sebebi
melâike : melekler
mevcudat : varlıklar
mufarakat : ayrılık
mûnis : cana yakın, dost
muzaaf : katmerli, kat kat
nimet : maddî ve manevî ihtiyaç duyulan şeyler; yenilip içilecek şeyler
Rahîm : rahmeti herşeyi kuşatan her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet
rica : ümit
Sâni : herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah
şefaatçi : af için aracılık eden
şehadet eden : şahitlik, tanıklık eden
tezâuf etmek : katlanarak artmak
ünsiyet : dostluk, alışkanlık
Vedûd : kullarını çok seven ve şefkat eden, Kendisine çok sevgi beslenen Allah
zeval bulan : gelip geçen, yok olan
zîruh : ruh sahibi
zîşuur : şuur sahibi
Yükleniyor...