Block title
Block content
YEDİNCİ RİCA

Bir zaman, ihtiyarlığın başlangıcında, Eski Said’in gülmeleri Yeni Said’in ağlamalarına inkılâp ettiği hengâmda, Ankara’daki ehl-i dünya beni Eski Said zannedip oraya istediler, gittim. Güz mevsiminin âhirlerinde Ankara’nın benden çok ziyade ihtiyarlanmış, yıpranmış, eskimiş kal’asının başına çıktım. O kale, tahaccür etmiş hâdisât-ı tarihiye suretinde bana göründü.

Senenin ihtiyarlık mevsimiyle benim ihtiyarlığım, kalenin ihtiyarlığı, beşerin ihtiyarlığı, şanlı Osmanlı Devletinin ihtiyarlığı ve Hilâfet Saltanatının vefatı ve dünyanın ihtiyarlığı, bana gayet hazîn ve rikkatli ve firkatli bir hâlet içinde, o yüksek kal’ada geçmiş zamanın derelerine ve gelecek zamanın dağlarına baktırdı ve baktım. Birbiri içinde beni ihata eden dört beş ihtiyarlık karanlıkları içinde, Ankara’da en kara bir hâlet-i ruhiye hissettiğimden, HAŞİYE bir nur, bir teselli, bir rica aradım.

Sağa, yani, mazi olan geçmiş zamana bakıp teselli ararken, bana mazi, pederimin ve ecdadımın ve nev’imin bir mezar-ı ekberi suretinde göründü. Teselli yerine vahşet verdi.

Sol tarafım olan istikbale, derman ararken baktım. Gördüm ki, benim ve emsalimin ve nesl-i âtinin büyük ve karanlıklı bir kabri suretinde göründü, ünsiyet yerine dehşet verdi.

Sağ ile soldan tevahhuş edip hazır günüme baktım. O gafletli ve tarihvâri nazarıma o hazır gün, yarım ölmekte ve hareket-i mezbûhânedeki ıztırap çeken cismimin cenazesini taşıyan bir tabut suretinde göründü.

Sonra bu cihetten dahi me’yus olunca, başımı kaldırıp, ömrümün ağacının başına baktım. Gördüm ki, o ağacın tek bir meyvesi var; o da benim cenazemdir, o ağaç üstünde duruyor, bana bakıyor.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : O zaman bu hâlet-i ruhiye Fârisî bir münâcat suretinde kalbe geldi, yazdım. Ankara’da Hubab risalesinde tab edilmiştir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Beşinci Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi Yedinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âhir : son
beşer : insanlık
cihet : yön, taraf
derman : ilâç
ehl-i dünya : dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
emsal : benzer, akran
esassız : temelsiz
fâni : geçici, ölümlü
Fârisî : Farsça
firkat : ayrılık
gaflet : Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli
güz : sonbahar
hâdisât-ı tarihiye : tarihî olaylar
hâlet : durum, hâl
hâlet-i ruhiye : insanın ruh hâli, psikolojik durumu
hareket-i mezbûhâne : can çekişme hareketi
hengâm : zaman, dönem
Hilâfet Saltanatı : hilafetin egemenliği
Hubab Risalesi : Mesnevî-i Nuriye’de yer alan bir bölüm
ihata etme : içine alma, kuşatma
inkılâp etmek : dönüşmek
istikbal : gelecek
mazi : geçmiş zaman
me’yus : ümitsiz
mebde-i hilkat : yaratılışın başlangıcı
merhem : ilaç, çare
mezar-ı ekber : çok büyük mezar
münâcat : dua, Allah’a yakarış
nazar : bakış
nesl-i âti : gelecek nesil
nev’ : tür, cins
peder : baba
rica : ümit
rikkatli : dokunaklı, acıklı
suret : biçim, görünüş
tab edilmek : yazılmak
tahaccür etmek : taşlaşmak
tarihvâri : tarih tarzında
tevahhuş etmek : yabanîlik çekmek
ünsiyet : dostluk, yakınlık
vahşet : ürküntü, yabanîlik
zulümat : karanlıklar
Yükleniyor...