Block title
Block content
Ara sıra sinemaya ibret için gittiğimden, bana, İstanbul içindeki insanlar, o dakikada, sinemada geçmiş zamanın gölgelerini hazır zamana getirmek cihetiyle, ölmüş olanları ayakta gezer suretinde gösterdikleri gibi, aynen ben de, o vakit gördüğüm insanları, ayakta gezen cenazeler vaziyetinde gördüm. Hayalim dedi ki: Madem bu kabristanda olanlardan bir kısmı, sinemada, gezer gibi görülüyor; ileride kat’iyen bu kabristana girecekleri, girmiş gibi gör. Onlar da cenazelerdir, geziyorlar.

Birden, Kur’ân-ı Hakîmin nuruyla ve Gavs-ı Âzam Şeyh Geylânî Hazretlerinin irşadıyla, o hazîn hâlet, sürurlu ve neş’eli bir vaziyete inkılâp etti. Şöyle ki:

O hazîn hale karşı Kur’ân’dan gelen nur böyle ihtar etti ki: Senin, şimal-i şarkîde, Kosturma’daki gurbetinde bir iki esir zabit dostun vardı. Bu dostların herhalde İstanbul’a gideceklerini biliyordun. Sana birisi deseydi, “Sen İstanbul’a mı gideceksin, yoksa burada mı kalacaksın?”

Elbette, zerre miktar aklın varsa, İstanbul’a ferah ve sürurla gitmesini kabul edecektin. Çünkü bin birden, dokuz yüz doksan dokuz ahbabın İstanbul’dadırlar. Burada bir iki tane kalmış; onlar da oraya gidecekler. Senin için İstanbul’a gitmek hazîn bir firak, elîm bir iftirak değil. Hem de geldin, memnun olmadın mı? O düşman memleketindeki pek karanlık, uzun gecelerinden ve pek soğuk fırtına kışlarından kurtuldun. Bu güzel, dünya cenneti gibi İstanbul’a geldin.

Aynen öyle de, senin küçüklüğünden bu yaşına kadar, sevdiklerinden yüzde doksan dokuzu, sana dehşet veren kabristana göçmüşler. Bu dünyada kalan bir iki dostun var; onlar da oraya gidecekler. Dünyada vefatın firak değil, visaldir, o ahbaplara kavuşmaktır. Onlar, yani o ervâh-ı bâkiye, eskimiş yuvalarını toprak altında bırakıp, bir kısmı yıldızlarda, bir kısmı âlem-i berzah tabakatında geziyorlar diye ihtar edildi.

Evet, bu hakikati Kur’ân ve iman o derece kat’î bir surette ispat etmiştir ki, bütün bütün kalbsiz, ruhsuz olmazsa veyahut dalâlet kalbini boğmamışsa, görüyor gibi inanmak gerektir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Beşinci Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi Yedinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahbap : dostlar, sevgililer
âlem-i berzah : dünya ile âhiret arasındaki kabir âlemi
bilbedahe : apaçık bir şekilde
câmi : kapsamlı, içine alan
cüz’î : ferdî, az, küçük
dalâlet : hak yoldan sapkınlık, inançsızlık, inkâr fikrî
dehşet : korku, ürküntü
ehemmiyet : önem, değer
elîm : acı ve sıkıntı veren
envâ-ı lütuf : iyilik çeşitleri
ervâh-ı bâkiye : kalıcı ve devamlı ruh
ferah : rahatlık
firak : ayrılık
Gavs-ı Âzam Şeyh Geylânî : Abdulkâdir-i Geylânî (k.s.)
gurbet : yalnızlık, yabancılık, vatandan uzak kalma
hadsiz : sayısız
hakikat : gerçek, esas
hâlet : durum, hal
hazin : hüzünlü, acıklı
iftirak : ayrılık
ihsan : bağış, iyilik
ihtar etmek : hatırlatmak
inkılâp etmek : değişmek, dönüşmek
irşad : doğru yolu gösterme
kabristan : mezarlık
kat’î : kesin olarak
kat’iyen : kesin olarak
Kur’ân-ı Hakîmin nuru : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân’ın nuru, yol göstermesi aydınlığı
masnu : san’at eseri
masnuat : san’at eseri varlıklar
merhametsiz : acımasız, şefkatsiz
muhafaza etmek : korumak
mükrimâne : cömertçe
Rahîm : rahmeti herşeyi kuşatan her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah
rububiyet : Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi
Sâni-i Kerîm : sonsuz kerem ve cömertlik sahibi ve herşeyi san’atla yaratan Allah
suret : biçim, şekil
sureten : görünüşte
sürur : mutluluk, sevinç
şefîkane : şefkatlice, merhametli olarak
şimal-i şarkî : kuzey doğu
tabakat : tabakalar, dereceler
tezyin etmek : süslemek
vaziyet : durum
visal : kavuşma
zabit : subay
zerre miktar : azıcık
Yükleniyor...