Block title
Block content
Elhasıl, herşeyin nihayet derecede hem san’atlı, hem suhuletli vücudu gösteriyor ki, muhit bir ilim sahibi olan bir Kadîr-i Ezelînin eseridir.

Yoksa, yüz bin muhal içinde, değil vücuda gelmek, belki imkân dairesinden çıkıp imtinâ dairesine girecek ve mümkün suretinden çıkıp mümteni mahiyetine girecek ve hiçbir şey vücuda gelmeyecek, belki de vücuda gelmesi muhal olacaktır.

İşte bu gayet ince ve gayet kuvvetli ve gayet derin ve gayet zâhir bir burhanla, şeytanın muvakkat bir şakirdi ve ehl-i dalâletin ve ehl-i felsefenin bir vekili olan nefsim sustu.

Ve, lillâhilhamd, tam imana geldi. Ve dedi ki:

Evet, bana öyle bir Hâlık ve Rab lâzım ki, en küçük hâtırât-ı kalbimi ve en hafî niyazımı bilecek; ve en gizli ihtiyac-ı ruhumu yerine getirdiği gibi, bana saadet-i ebediyeyi vermek için, koca dünyayı âhirete tebdil edecek ve bu dünyayı kaldırıp âhireti yerine kuracak; hem sineği halk ettiği gibi semâvâtı da icad edecek; hem güneşi semânın yüzüne bir göz olarak çaktığı gibi, bir zerreyi de gözbebeğimde yerleştirecek bir kudrete mâlik olsun.

Yoksa, sineği halk edemeyen, hâtırât-ı kalbime müdahale edemez, niyaz-ı ruhumu işitemez. Semâvâtı halk etmeyen, saadet-i ebediyeyi bana veremez.

Öyleyse, benim Rabbim Odur ki, hem hâtırât-ı kalbimi ıslah eder, hem cevv-i havayı bulutlarla bir saatte doldurup boşalttığı gibi dünyayı âhirete tebdil edip, Cenneti yapıp, kapısını bana açar, “Haydi, gir” der.

İşte, ey nefsim gibi bedbahtlık neticesinde bir kısım ömrünü nursuz felsefî ve ecnebî fünununa sarf eden ihtiyar kardeşlerim! Kur’ân’ın lisanındaki mütemadiyen Lâ ilâhe illâ Hû ferman-ı kudsiyesinden ne kadar kuvvetli ve ne kadar hakikatli ve hiçbir cihette sarsılmaz ve zedelenmez ve tagayyür etmez kudsî bir rükn-ü imanîyi anlayınız ki, nasıl bütün mânevî zulümatı dağıtır ve mânevî yaraları tedavi eder!
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Beşinci Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi Yedinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âhiret âlemi : öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
âhiret : öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
bedbahtlık : talihsizlik, bahtsızlık
burhan : güçlü ve sarsılmaz delil
cevv-i hava : hava boşluğu
ehl-i dalâlet : doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
ehl-i felsefe : felsefe ile uğraşanlar
ferman-ı kudsi : kutsal bir makamdan gelen buyruk
fünun : fenler, ilimler
hafî : gizli
Hâlık : her şeyi yaratan Allah
halk etmek : yaratmak
hâtırât-ı kalb : kalbe gelen hatıralar, istekler
ihtiyac-ı ruh : ruhun ihtiyacı
imkân : olabilirlik
imtinâ : imkânsızlık
Kadîr-i Ezelî : varlığının başlangıcı ve sonu olmayıp zamanla sınırlı olmayan ve herşeye gücü yeten Allah
kudsî : her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal
Lâ ilâhe illâ Hû : Allah’tan başka ilâh yoktur
lillâhilhamd : Allah’a hamd olsun!
muhit : herşeyi içine alan, kuşatan
muvakkat : geçici
mümkün : imkan dahilinde olan, olabilir
mümteni : imkansızlık
mütemadiyen : sürekli olarak
nefs : insanı kötülüklere, yasak zevk ve isteklere yönelten duygu; kişinin kendisi
netice : sonuç
nihayet : son
niyaz : dua, yalvarma
niyaz-ı ruh : ruhun yalvarıp yakarması
Rab : varlıkların her türlü ihtiyacını karşılayan onları terbiye ve idare edip egemenliği altında tutan Allah
rükn-ü imanî : imanın şartı, esası
saadet-i ebediye : sonsuz mutluluk
sarf eden : harcayan
semâ : gökyüzü
semâvât : gökler
suhuletli : kolay
suret : biçim, görünüş
şakird : talebe, öğrenci
tagayyür etmek : değişmek
tebdil etmek : değiştirmek, dönüştürmek
vekil : sözcü
vücud : varlık
vücuda gelmek : ortaya çıkmak, var olmak
zahir : açık, âşikar
zedelenmek : zarar görmek
zulümat : karanlıklar
Yükleniyor...