Block title
Block content
Sonra tebeyyün etti ki, Risale-i Nur hizmetinde ve benden sonra hayrülhalef olarak, bir vâris-i hakikî vazifesini tam yerine getirecek olan Abdurrahman yerine, Cenâb-ı Hak Mustafa’yı nümune olarak bana göndermiş ki, “Senden bir Abdurrahman aldım; mukabilinde, bu gördüğün Mustafa gibi otuz Abdurrahman, o vazife-i diniyede sana hem talebe, hem biraderzade, hem evlâd-ı mânevî, hem kardeş, hem fedakâr arkadaş vereceğim.”

Evet, lillâhilhamd, otuz Abdurrahman’ı verdi. O vakit dedim: “Ey ağlayan kalbim! Madem bu nümuneyi gördün ve onunla o mânevî yaraların en mühimini tedavi etti. Sair bütün seni müteessir eden yaraları da tedavi edeceğine kanaatin gelmelidir.”

İşte, ey benim gibi ihtiyarlık zamanında gayet sevdiği evlâdını veya akrabasını kaybeden ve beline yüklenmiş ihtiyarlığın ağır yüküyle beraber firaktan gelen ağır gamları da başına yüklenen ihtiyar kardeşler ve ihtiyare hemşireler! Benim vaziyetimi, anladınız ki, sizinkinden çok şiddetli iken, madem böyle bir âyet-i kerime tedavi etti, şifa verdi. Elbette, Kur’ân-ı Hakîmin eczahane-i kudsiyesinde, umum dertlerinize şifa verecek ilâçları vardır. Eğer iman ile ona müracaat edip ve ibadetle o ilâçları istimal etseniz, belinizde ve başınızdaki o ihtiyarlığın ve gamların ağır yükleri gayet hafifleşecektir.

Bu mebhasın uzun yazılmasının sırrı ise, merhum Abdurrahman’a ziyade dua-yı rahmet ettirmek düşüncesidir; sizi usandırmasın. Hem sizi belki ziyade müteellim edecek en acıklı ve nefret verip ürkütecek en dehşetli yaramı gayet nâhoş, elîm bir surette size göstermekten maksadım, Kur’ân-ı Hakîmin kudsî tiryakı ne derece harikulâde bir ilâç ve parlak bir nur olduğunu göstermektir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Beşinci Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi Yedinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âyet-i kerime : şerefli âyet, Kur’an’ın herbir cümlesi
biraderzade : kardeş oğlu, yeğen
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
dua-yı rahmet : rahmet duâsı
eczahane-i kudsiye : mânevî ve kutsal eczahane
elîm : acı ve sıkıntı veren
evlâd : çocuk
evlâd-ı mânevî : mânevî evlat
firak : ayrılık
gam : sıkıntı, üzüntü
harikulâde : olağanüstü
hayrülhalef : hayırlı takipçi, bir kimsenin yerini alan ve ona layık hareket eden kimse
hemşire : kız kardeş
ihtiyare : yaşlı kadın
istikbal : gelecek, bir kişiyi karşılama
istimal etmek : kullanmak
kanaat : görüş, fikir
kudsî : kutsal, her türlü kusur ve noksandan uzak
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
lillâhilhamd : Allah’a hamd olsun!
maksad : amaç, hedef
mebhas : konu
merhum : rahmete kavuşmuş, vefat etmiş
mukabil : karşılık
mübarek : uğurlu, hayırlı
mühim : önemli
müracaat etmek : başvurmak
müteellim etmek : acı ve sıkıntı çektirmek
müteessir eden : etkileyen, üzen
nâhoş : hoşa gitmeyen
nümune : örnek
sair : diğer, başka
suret : biçim, şekil
talebe : öğrenci
tasdik etmek : doğrulamak, onaylamak
tiryak : derman, ilâç
umum : bütün, genel
vâris-i hakikî : gerçek mirasçı
vazife-i diniye : dini görev
vaziyet : durum
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...