Block title
Block content
Herbirisine bir günde üç iğneye bedel üç yüz iğne düştüğünü görmüşler. Bu hadise, ehl-i dünyanın san’atkârları arasında, onları teşrik-i mesâiye sevk etmek için dillerinde destan olmuştur.

İşte, ey kardeşlerim! Madem umur-u dünyeviyede, kesif maddelerde böyle ittihad, ittifak ile neticeler, böyle azîm yekûn faydalar verir. Acaba, uhrevî ve nuranî ve tecezzî ve inkısama muhtaç olmayarak ve fazl-ı İlâhî ile herbirisinin âyinesine umum nur in’ikâs etmek ve herbiri umumun kazandığı misil sevaba mâlik olmak, ne kadar büyük bir kâr olduğunu kıyas edebilirsiniz. Bu azîm kâr, rekabetle ve ihlâssızlıkla kaçırılmaz!

İHLÂSI KIRAN İKİNCİ MÂNİ: Hubb-u cahtan gelen şöhretperestlik saikasıyla ve şan ve şeref perdesi altında teveccüh-ü âmmeyi kazanmak, nazar-ı dikkati kendine celb etmekle enâniyeti okşamak ve nefs-i emmâreye bir makam vermektir ki, en mühim bir maraz-ı ruhî olduğu gibi, “şirk-i hafî” tabir edilen riyâkârlığa, hodfuruşluğa kapı açar, ihlâsı zedeler.

Ey kardeşlerim! Kur’ân-ı Hakîmin hizmetindeki mesleğimiz hakikat ve uhuvvet olduğu ve uhuvvetin sırrı, şahsiyetini kardeşler içinde fâni edip HAŞİYE onların nefislerini kendi nefsine tercih etmek olduğundan, mâbeynimizde bu nevi hubb-u cahtan gelen rekabet tesir etmemek gerektir.

Çünkü mesleğimize bütün bütün münâfidir. Madem kardeşlerin şerefi umumiyetle her ferde ait olabilir; o büyük şeref-i mânevîyi şahsî, hodfuruşâne, rekabetkârâne, cüz’î bir şerefe ve şöhrete feda etmek, Risale-i Nur şakirtlerinden yüz derece uzak olduğu ümidindeyim.

Evet, Risale-i Nur şakirtlerinin kalbi, aklı, ruhu böyle aşağı, zararlı, süflî şeylere tenezzül etmez. Fakat herkeste nefs-i emmâre bulunur. Bazı da hissiyat-ı nefsiye damarlara ilişir, bir derece hükmünü kalb, akıl ve ruhun rağmına olarak icra eder.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : Evet, bahtiyar odur ki, kevser-i Kur’ânîden süzülen tatlı, büyük bir havuzu kazanmak için, bir buz parçası nev’indeki şahsiyetini ve enâniyetini o havuz içine atıp eritendir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirminci Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi İkinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

azîm : büyük, yüce
bahtiyar : talihli, mutlu
bedel : karşılık
cüz’î : az, küçük, ferdî
ehl-i dünya : dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
enâniyet : benlik
fâni : geçici olan, ölümlü
fazl-ı İlâhî : Allah’ın lütfu, ihsanı
hissiyat-ı nefsiye : nefse ait duygular
hodfuruşâne : beğenerek
hodfuruşluk : kendini beğendirmek için uğraşmak
hubb-u cah : makam sevgisi
ihlâs : ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet
in’ikâs : yansıma
inkısam : bölünme, kısımlara ayrılma
ittifak : anlaşma, birlik
ittihad : birlik, birleşme
kesif : katı, yoğun
kevser-i Kur’ânî : Kur’ânî kevser; Kur’ân’a ait hayırlar, güzellikler
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
mâbeyn : ara, iki şeyin arası
mâlik olmak : sahip olmak
mani : engel
maraz-ı ruhî : ruh hastalığı
misil : benzer
münâfi : aykırı, zıt
nazar-ı dikkati celb etmek : dikkatleri çekmek
nefs-i emmâre : hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe ve yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu; kişinin kendisi
nev’ : çeşit
nur : aydınlık
nuranî : nurlu, aydınlık
rağmına : zıddına, aksine
rekabetkârâne : rekabet edercesine
riyâkâr : iki yüzlü
saika : yönlendirme
süflî : alçak, âdi
şahsî : kişisel, bireysel
şakirt : talebe
şeref-i mânevî : mânevî üstünlük
şirk-i hafî : gizli şirk
şöhretperest : şöhret düşkünü
tabir : açıklama, yorumlama
tecezzî : bölünme, parçalanma
tenezzül etmek : inmek, alçalmak
teşrik-i mesâi : birlikte çalışma, işbirliği
teveccüh-ü âmme : insanların ilgi göstermesi, değer vermesi
uhrevî : ahirete ait
uhuvvet : kardeşlik
umum : bütün
umumiyetle : genellikle
umur-u dünyeviye : dünyaya ait işler
yekûn : bütün, toplam
Yükleniyor...