Block title
Block content
İkinci hikâye: Bir vakit ihtiyar bir kadının sekiz oğlu varmış. Herbirisine mevcut sekiz ekmekten birer ekmek verdi, kendine kalmadı. Sonra, herbirisi ekmeğinin yarısını ona verdi. Onun ekmeği dört oldu; ötekiler yarıya indi.

Kardeşlerim, ben de kırkınızın herbirinin musîbet hissesinin mânevî eleminin yarısını kendimde hissediyorum. Kendi şahsıma âit elemi, aldırmıyorum. Bir gün fazla muztar bulundum, “acaba hatamın cezâsı mıdır çekiyorum” diye geçmiş hâleti tetkik ettim. Gördüm ki, bu musîbeti kaynatmaya ve tahrik etmeye hiçbir cihette müdahalem olmadığını ve bilâkis kaçmak için mümkün tedbirleri istimâl ediyordum. Demek, bu bir kazâ-yı İlâhîdir. Ve bil-iltizam bir seneden beri müfsidlerin tarafından aleyhimize ihzâr ediliyordu. Kaçınmak kàbil değildi. Alâküllihâl başımıza geçirecek idiler. Cenâb-ı Hakka yüz bin şükür ki, musîbeti yüzden bire indirdi.

İşte bu hakîkata binaen “Senin yüzünden bu belâyı çektik” diye minnet etmeyiniz. Belki beni helâl ediniz. Ve bana dua ediniz. Hem birbirinizi tenkid etmeyiniz. Demeyiniz ki: “Sen böyle yapmasaydın, böyle olmayacaktı.” Meselâ, bir kardeşimiz iki üç imza sahibini söylemesiyle, müfsidlerin pek çok zâtları belâya atmak için düşündükleri plânı küçültüp, çoklarını kurtarmış. Değil zarar, belki büyük menfaat olmuş. Çok mâsumların bu belâdan kurtulmasına bir vesile oldu.

Said Nursî
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Yedinci Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi Dokuzuncu Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

alâküllihâl : her durumda, eninde sonunda
aleyh : karşıt, zıt
belâ : büyük sıkıntı
bilâkis : tersine
bil-iltizam : zorunlu olarak
binaen : dayanarak
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
cihet : taraf, yön
desise : hile, aldatma
hakikat : gerçek
hâlet : durum, hâl
haysiyet : itibar, saygınlık
helâl etmek : bağışlamak
ihzâr etme : hazırlama
istimâl etmek : kullanmak
kabil : mümkün, olabilir
kazâ-yı İlâhî : Allah’ın emirlerinin, takdirinin yerine gelmesi
mabeyninde : arasında
mâsum : günahsız
menfaat : fayda
minnet etmek : iyilik karşısında kendini borçlu hissetmek
muhabbet : sevgi
musîbet : dert, sıkıntı
müfsid : bozguncu, fesad çıkaran
nefis : insanı daima kötülüğe, haram olan zevk ve isteklere sevk eden duygu
rica etmek : ummak, ümit etmek
samimiyet : içtenlik
sudur eden : ortaya çıkan
şuursuz : bilinçsiz
tahrik etmek : harekete geçirmek
tedbir : önlem
tenkid etmek : eleştirmek
tetkik etmek : incelemek
vesile : aracı
Yükleniyor...