Block title
Block content
Basit topraktan, hadsiz hâcât-ı hayvâniye ve insâniyeye medâr olan maâdin ve hadsiz muhtelif nebâtâtın basit bir unsurdan, kemâl-i intizam ile, vahdetten hadsiz kesret, basitten nihâyetsiz muhtelif envâ, sade bir sayfada hadsiz muntazam nukùş gözümüzle gördüğümüz gibi; suyun, hususan hayvânât nutfelerinin su gibi basit bir madde iken hadsiz mûcizât-ı san’atın muhtelif zîhayatlarda o su ile tezâhürü gösteriyor ki: Bu iki arş misillü, nur ve hava dahi, besâtetleriyle beraber, Nakkàş-ı Ezelînin ve Alîm-i Zülcelâlin kalem-i ilim ve emir ve irâdesine, evvelki iki arş gibi, acâib-i mûcizâtının mazharlarıdırlar.

Nur unsurunu şimdilik bırakıp, meselemiz münâsebetiyle, küre-i arza göre emir ve irâde arşı olan unsur-u havanın içinde emir ve irâdenin acâibini ve garâibini örten perdenin bir derece keşfine çalışacağız. Şöyle ki:

Biz nasıl ki ağzımızdaki hava ile hurûfat ve kelimâtı ekiyoruz, birden sünbülleniyorlar. Yani, havada, âdetâ zamansız bir anda, bir kelime bir habbe olup hâric-i havada sünbüllenir; küçük büyük hadsiz aynı kelimeyi câmi bir havayı sünbül veriyor.

Unsur-u havâiyeye bakıyoruz ki: O derece emr-i 1 كُنْ فَيَكُونُ’a mutî ve musahhar ve emirberdir ki, güya herbir zerresi bir nefer gibi, muntazam bir ordunun her dakika emrini bekler; zamansız, en uzak zerreden, emr-i كُنْ’den cilveger olan bir irâdenin imtisâlini, itaatini gösterir.

Meselâ, âhize ve nâkıle radyo makineleri vasıtasıyla, havanın hangi yerinde olursa olsun, bir nutk-u beşerî bütün küre-i arzın her tarafından -radyo âhizeleri bulunmak şartıyla- zamansız, aynı nutuk, aynı anda, herbir yerde işitilmesi, emr-i كُنْ فَيَكُونُ’un cilvesine ne derece kemâl-i imtisâl ile herbir zerre-i havâiyede itaat ettiğini gösterdiği gibi; havada sebatsız vücudları bulunan hurûfâtın, kudsiyet keyfiyetiyle, bu sırr-ı imtisâle göre, çok tesirât-ı hâriciyeye ve hâsiyât-ı maddiyeye mazhar olabilirler.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Birşeyin olmasını murad ettiği zaman, Onun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluverir.” Yâsin Sûresi, 36:82.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Yedinci Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi Dokuzuncu Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acaib : şaşırtıcı ve garip şeyler
acâib-i mûcizât : mucizeyle yaratılan mahluklardaki şaşırtıcı özellikler
âhize : alıcı
Alîm-i Zülcelâl : sonsuz ilmiyle herşeyi bilen ve sınırsız haşmet ve yücelik sahibi olan Allah
arş : Cenâb-ı Hakkın isim ve sıfatlarının tecelli ettiği makam, taht
basit : tek unsurdan oluşan
besâtet : basitlik, tek unsurdan oluşma
câmi : kapsamlı, içine alan
cilve : görünme, yansıma
cilveger : yansıyan, kendini gösteren
emirber : emre hazır
envâ : türler, çeşitler
garâib : hayranlık uyandırıcı ve şaşırtıcı şeyler
habbe : dane, tohum
hadsiz : sınırsız, sayısız
hâric-i hava : dıştaki hava
hayvânât : hayvanlar
hurufat : harfler
hususan : özellikle
imtisâl : emre uyma, bağlanma
irâde : dileme, tercih etme ve seçme gücü
itaat : bağlanma, boyun eğme
kalem-i ilim : ilim kalemi
kelimât : kelimeler
kemâl-i imtisâl : eksiksiz bir şekilde bağlanma, boyun eğme
kesret : çokluk
keşif : gizli bir şeyi açığa çıkarma
küre-i arz : yerküre, dünya
mazhar : yansıma ve görünme yeri
misilli : benzeri, aynısı
mucizât-ı san’at : sanat mucizeleri
muhtelif : çeşitli
muntazam : düzenli
musahhar : boyun eğmiş
münasebetiyle : vesilesiyle, sebebiyle
nâkile : iletici
Nakkâş-ı Ezelî : herşeyi zatına has olarak nakış nakış işleyen, evveli olmayan Allah
nefer : asker, er
nihâyetsiz : sınırsız
nukùş : nakışlar
nutfe : memelilerin yaratıldığı su
nutk-u beşerî : insan konuşması
nutuk : konuşma
sebatsız : kalıcı olmayan, geçici
tezâhür : belirme, görünme
unsur-u havâiye : hava unsuru
vasıtasıyla : aracılığıyla
vücud : varlık
zerre-i havâiye : hava zerresi, atomu
zîhayat : canlı
Yükleniyor...