Block title
Block content
Elcevap: Âl-i Beytten bir kutb-u âzam demiş ki: “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Ali‘nin (r.a.) hilâfetini arzu etmiş. Fakat gaipten ona bildirilmiş ki, murad-ı İlâhî başkadır. O da arzusunu bırakıp murad-ı İlâhîye tâbi olmuş.” 1

Murad-ı İlâhînin hikmetlerinden birisi şu olmak gerektir ki:

Vefat-ı Nebevîden sonra, en ziyade ittifak ve ittihada gelmeye muhtaç olan Sahabeler, eğer Hazret-i Ali başa geçseydi, Hazret-i Ali’nin hilâfeti zamanında zuhura gelen hâdisâtın şehadetiyle ve Hazret-i Ali’nin mümâşatsız, pervâsız, zâhidâne, kahramanâne, müstağniyâne tavrı ve şöhretgir-i âlem şecaati itibarıyla, çok zâtlarda ve kabilelerde rekabet damarını harekete getirip tefrikaya sebep olmak kaviyyen muhtemeldi.

Hem Hazret-i Ali’nin hilâfetinin teahhur etmesinin bir sırrı da şudur ki: Gayet muhtelif akvâmın birbirine karışmasıyla, Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın haber verdiği gibi sonra inkişaf eden yetmiş üç fırka 2 efkârının esaslarını taşıyan o akvam içinde, fitne-engiz hâdisâtın zuhuru zamanında, Hazret-i Ali gibi harikulâde bir cesaret ve feraset sahibi, Hâşimî ve Âl-i Beyt gibi kuvvetli, hürmetli bir kuvvet lâzımdı ki dayanabilsin. Evet, dayandı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın haber verdiği gibi, “Ben Kur’ân’ın tenzili için harb ettim. Sen de tevili için harb edeceksin.” 3

Hem eğer Hazret-i Ali olmasaydı, dünya saltanatı, mülûk-u Emeviyeyi bütün bütün yoldan çıkarmak muhtemeldi. Halbuki, karşılarında Hazret-i Ali ve Âl-i Beyti gördükleri için, onlara karşı muvazeneye gelmek ve ehl-i İslâm nazarında mevkilerini muhafaza etmek için, ister istemez, Emeviye devleti reislerinin umumu, kendileri olmasa da, herhalde teşvik ve tasvipleriyle, etbâları ve taraftarları, bütün kuvvetleriyle hakaik-i İslâmiyeyi ve hakaik-i imaniyeyi ve ahkâm-ı Kur’âniyeyi muhafazaya ve neşre çalıştılar.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs, 5/316; Suyûtî, Târîhu’l-Hulefâ, s. 64.
2 : Tirmizî, Îmân, 18; Ebû Dâvud, Sünnet, 1; İbni Mâce, Fiten, 17; Dârimî, Siyer, 75.
3 : el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 6:244; Müsned, 3:31, 33, 82; İbni Hibban, Sahih, 9:46, no. 6898.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

akvâm : kavimler, milletler
Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
Âl-i Beyt : Peygamber Efendimizin ailesi ve onun neslinden gelenler
efkâr : fikirler, düşünceler
ehl-i İslâm : Müslümanlar, İslâm toplumu
etbâ : tabi olanlar, uyanlar
ferâset : çabuk sezme ve anlama kabiliyeti, ileri görüşlülük
fırka : grup
fitne-engiz : fitne verici, fitneye yol açıcı
gaip : görünmeyen âlem
hâdisât : hadiseler, olaylar
harb : savaş, mücadele
harikulâde : olağanüstü, hayranlık verici
Hâşimî : Peygamberimizin mensup olduğu kabileden gelen
hikmet : sebep, maksat, gaye
hilâfet : halifelik; Peygamberimizin vekili olarak din ve dünya işlerinde genel reislik
inkişaf : ortaya çıkma
itibarıyla : özelliğiyle
ittifak : düşünce ve fikir birliği, söz birliği
ittihad : birleşme, birlik
kahramanâne : kahramanca
kaviyyen : kuvvetle
muhafaza : koruma
muhtelif : çeşitli, değişik
murâd-ı İlâhî : Cenâb-ı Hakkın isteği, dilemesi
muvazene : denge
mülûk-u Emeviye : Emevî hükümdarları, devlet başkanları
mümâşatsız : beraber hareket etmeksizin, uysallık göstermeksizin
müstağniyâne : tok gönüllülükle, kanaatkar bir şekilde
nazar : görüş
pervâsız : korkmadan, çekinmeden
reis : başkan
Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
Sahabe : Hz. Peygamberi (a.s.m.) dünya gözüyle gören ve onun yolundan giden Müslümanlar
şecaat : yiğitlik, cesurluk
şehadet : şahidlik, tanıklık
şöhretgîr-i âlem : dünyaya nâm ve şöhret salmış
tâbi olmak : uymak
tasvip : uygun bulma
teahhur : sonraya kalma, gecikme
tefrika : ayrılık, bölünme
tenzil : indirme
tevil : yorum, açıklama
umum : bütün, genel
vefat-ı nebevî : Peygamberimizin vefatı
zâhidâne : tam bir zühd ve takva içinde olarak
ziyade : çok, fazla
zuhura gelme : meydana gelme, ortaya çıkma
Yükleniyor...