Block title
Block content
BEŞİNCİ ESAS:
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, 1 لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللهُ sırrınca, kendi kendine gaybı bilmezdi. Belki Cenâb-ı Hak ona bildirirdi, o da bildirirdi. Cenâb-ı Hak hem Hakîmdir, hem Rahîmdir. Hikmet ve rahmeti ise, umur-u gaybiyeden çoğunun setrini iktiza ediyor, müphem kalmasını istiyor. Çünkü şu dünyada insanın hoşuna gitmeyen şeyler daha çoktur; vukuundan evvel onları bilmek elîmdir. İşte bu sır içindir ki, ölüm ve ecel müphem bırakılmış ve insanın başına gelecek musibetler dahi perde-i gaybda kalmış.

İşte, hikmet-i Rabbâniye ve rahmet-i İlâhiye böyle iktiza ettiği için, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın ümmetine karşı ziyade hassas merhametini ziyade rencide etmemek ve âl ve ashabına karşı şedit şefkatini fazla incitmemek için, vefat-ı Nebevîden sonra âl ve ashabının ve ümmetinin başlarına gelen müthiş hâdisâtı umumiyetle ve tafsilâtıyla göstermemek, HAŞİYE mukteza-yı hikmet ve rahmettir. Fakat yine bazı hikmetler için, mühim hâdisâtı fakat dehşetli bir surette değil ona talim etmiş, o da ihbar etmiş.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Gaybı yalnız Allah bilir.” Neml Sûresi, 27:65; bk. Tirmizi, Sevâbü’l-Kur’ân: 7; Dârimî, Fedâilü’l-Kur’ân: 21.
HAŞİYE : Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâma, Aişe-i Sıddıkaya karşı ziyade muhabbet ve şefkatini rencide etmemek için, vak’a-i Cemel hâdisesinde o bulunacağı kat’î gösterilmediğine delil ise, ezvâc-ı tâhirâta ferman etmiş ki: “Keşke bilseydim, hanginiz o vak’ada bulunacak.” Fakat sonra, hafif bir surette bildirilmiş ki, Hazret-i Ali’ye (r.a.) ferman etmiş: Seninle Aişe beyninde bir hâdise olsa... فَارْفَقْ وَبَلِّغْهَا مَاْمَنَهَا [“Ona şefkatle muamele et ve onu güveneceği yere götür.” Müsned, 6:393; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve: 6:410; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 7:234.]
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Üçüncü Nükteli İşaret / Sonraki Risale: Beşinci Nükteli İşaret
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âl : aile, soy
ashab : sahabeler; arkadaşlar
beyninde : arasında
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
derece-i takva : Allah’tan korkma derecesi
ezvâc-ı tâhirât : Hz. Peygamber Efendimizin (a.s.m.) pâk, temiz ve mübarek hanımları
gayb : bilinmeyen ve görünmeyen şey
Hakîm : herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı ve tam yerli yerinde yaratan Allah
hikmet-i Rabbâniye : Allah’ın herşeyi bir fayda ve gayeye yönelik olarak, anlamlı ve yerli yerinde yaratması
ihbar : haber verme
iktiza : gerektirme
mukteza-yı hikmet ve rahmet : hikmet ve rahmetin gereği
mücmel : kısa, özet halinde
müphem : gizli, belirsiz
perde-i gayb : görünmeyen âlemleri gözümüzden gizleyen perde
Rahîm : rahmeti her şeyi kuşatmakla birlikte, dilediği varlıklara çok özel ihsanı ve hususi rahmet tecellîsi olan Allah
rahmet-i İlâhiye : Allah’ın sonsuz rahmeti, şefkat ve merhameti
Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
setr : örtme, gizleme
tafsilât : ayrıntılar
umumiyet : genellik, bütün
umur-u gaybiye : gaybî, bilinmeyen şeyler
ümmet : Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler
vak’a-i Cemel : Cemel olayı
vefat-ı Nebevî : Peygamberimizin vefatı
vuku : gerçekleşme, meydana gelme
Zât-ı Ahmediye : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) zâtı, kendisi
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...