Block title
Block content
İşte şu âyet, zâhir bir surette, dünyanın en mübarek dağı olan Cebel-i Arafat ve orada her iklimden gelen hacıların tekbir ve ibadetlerini ve ümmet-i merhume namıyla şöhret-şiâr olan ümmet-i Muhammediyeyi tarif ediyor.

Zebur’da, Yetmiş İkinci Bâbında şu âyet var: “Bahirden bahre mâlik ve nehirlerden, arzın makta’ ve müntehâsına kadar mâlik ola... Ve kendisine Yemen ve Cezayir mülûkü hediyeler götüreler... Ve padişahlar ona secde ve inkıyad edeler... Ve her vakit ona salât ve hergün kendisine bereketle dua oluna... Ve envârı, Medine’den münevver ola... Ve zikri, ebedü’l-âbâd devam ede... Onun ismi, şemsin vücudundan evvel mevcuttur; onun adı güneş durdukça münteşir ola...” 1

İşte şu âyet, pek âşikâr bir tarzda Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâmı tavsif eder. Acaba Hazret-i Davud Aleyhisselâmdan sonra, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmdan başka hangi nebî gelmiş ki, şarktan garba kadar dinini neşretmiş ve mülûkü cizyeye bağlamış ve padişahları kendine secde eder gibi bir inkıyad altına almış ve hergün nev-i beşerin humsunun salâvat ve dualarını kendine kazanmış ve envârı Medine’den parlamış kim var? Kim gösterilebilir?

Hem Türkçe Yuhanna İncilinin On Dördüncü Bab ve otuzuncu âyeti şudur: “Artık sizinle çok söyleşmem. Zira bu Âlemin Reisi geliyor. Ve bende onun nesnesi asla yoktur.” İşte, “Âlemin Reisi” tabiri, “Fahr-i Âlem” demektir. “Fahr-i Âlem” ünvanı ise, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmın en meşhur ünvanıdır.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Nebhânî, Hüccetüllah ale’l-Âlemîn, 91-104; Hüseyin-i Cisrî, Risale-i Hamidiye (Türkçe tercümesi), 1:410; Kitab-ı Mukaddes, Mezâmîr (Mezmurlar), Bab 72, âyet 8, 10, 11, 15-17.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Beşinci İşaret / Sonraki Risale: On Yedinci İşaret
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

bâhirden bahre : denizden denize
cizye : vergi; müslümanların fethettikleri yerlerde, müslüman olmayanlardan alınan ve devlet teminatı altında bulunmanın karşılığı olan vergi
ebedü’l-âbâd : sonsuzlukların sonsuzluğu, âhiret hayatı
envâr : nurlar
Fahr-i Âlem : bütün dünyanın kendisiyle övündüğü Peygamberimiz (a.s.m.)
garb : batı
hums : beşte bir
inkıyâd : boyun eğme, itaat etme
makta’ : kesilen yer, kesinti yeri, başlangıç yeri
mâlik : sahip
mevcut : var olan, yaratılmış
Muhammed-i Arabî : Arapların içinden çıkan peygamberimiz Hz. Muhammed
mübarek : hayırlı, uğurlu
mülûk : melikler, hükümdarlar
münevver : aydın, aydınlanmış
müntehâ : uç, son nokta
münteşir : yayılmış, yaygın
nam : ad
nebî : peygamber
neşr : yayma
nev-i beşer : insanlık
Rabb-i Vâhid : tek ve eşsiz olan Allah, bir olan Allah
salât : namaz , dua
salâvât : rahmet ve esenlik duaları
suret : biçim, şekil
şark : doğu
şems : güneş
şirk : Allah’a ortak koşma
şöhret-şiâr : şöhretli, şöhret sahibi
tarif etme : tanıtma, bildirme
tavsif etme : vasıflandırma, özelliklerini anlatma
tekbir : “Allah en büyüktür” mânâsında “Allahu Ekber” demek
ümmet-i merhume : ilâhî merhamete mazhar olan ümmet
ümmet-i Muhammediye : Hz. Muhammed’e (a.s.m.) tâbi olan Müslümanlar
vücud : varlık, var oluş
Yuhanna İncili : dört incilden birisi, Hz. İsa’nın (a.s.) havarilerinden Yuhanna tarafından yazılan İncil Hz. İsa’ya indirilen kitap
zahir : açık, gözle görünür
zikr : anma
Yükleniyor...