Block title
Block content
Demişler: Feth-i Mekke gününde, Kâbe ve etrafında, taşta rasasla mıhlanmış üç yüz altmış sanem vardı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm elinde kavse benzer bir değnekle o sanemlere birer birer işaret ederek 1 جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْباَطِلُ اِنَّ الْباَطِلَ كاَنَ زَهُوقاً deyip, hangisine işaret etti, yere düştü. Sanemin yüzüne işaret ettiyse arkasına düşer, arkasına işaret ettiyse yüz üstüne düşer, ve hâkezâ, sanemler yere yuvarlandılar.2

SEKİZİNCİ MİSAL: Meşhur Bahîra-i Rahibin meşhur kıssasıdır ki, nübüvvetten evvel, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, amcası Ebu Talib ve bir kısım Kureyşî ile beraber Şam tarafına, ticarete gidiyorlar. Bahîra-i Rahibin kilisesi civarına geldikleri vakit oturdular. İnsanlarla ihtilât etmeyen münzevî Bahîra-i Rahip birden çıkageldi. Kàfile içinde Muhammedü’l-Emin’i (a.s.m.) gördü. Kàfileye dedi: “Şu Seyyidü’l-Âlemîndir ve peygamber olacaktır.” Kureyşîler dediler: “Nereden biliyorsun?” Mübarek rahip dedi ki:

Siz gelirken baktım ki, havada, üstünüzde bir parça bulut vardı. Siz otururken, şu Muhammedü’l-Emin (a.s.m.) tarafına bulut meyletti, gölge yaptı. Hem görüyordum ki, taş, ağaç ona secde eder gibi bir vaziyet gördüm. Bu ise nebîlere yapılır.” 3

İşte, bu sekiz misal gibi, belki seksen misal var. Bu sekiz misal birleştirilse, öyle kopmaz bir zincir olur ki, hiçbir şüphe onu koparamaz ve sarsamaz. Şu cins mu’cize, umumiyeti itibarıyla, yani cemâdâtın dâvâ-yı nübüvvete delil olarak konuşmaları, mânevî tevatür hükmünde yakîni ve kat’iyeti ifade eder. Herbir misal, mecmuun kuvvetinden, kendi kuvvetinden fazla bir kuvvet daha alır. Evet, zayıf bir direk, kuvvetli direklerle omuz omuza geldiği vakit, muhkemleşir. Zayıf, kuvvetsiz bir adam, asker olup orduya girse öyle kuvvetleşir ki, bin adama meydan okur.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Hak geldi, bâtıl yok oldu. Muhakkak ki bâtıl yok olup gidicidir.” İsrâ Sûresi, 17:81.
2 : el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevâid, 6:176 (Hz. İbni Mes’ud’dan).
3 : Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:308; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:631; Tirmizî, Menâkıb: 3 (Bab, Mâcâe fî Bed’i’n-Nübüvve); el-Mubârekforî, Tuhfetü’l-Ahvezî, no: 3699; el-Hâkim, el-Müstedrek, 2:615; İbni Hişâm, Siretü’n-Nebî, s. 115.
Önceki Risale: Onuncu İşaret / Sonraki Risale: On İkinci İşaret
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
cemâdat : cansız varlıklar
dâvâ-yı nübüvvet : peygamberlik dâvâsı
feth-i Mekke : Mekke’nin fethi
hâkezâ : bunun gibi, böylece
ihtilât : karışma, kaynaşma
itibarıyla : bakımından
kàfile : topluluk, grup
kat’iyet : kesinlik, şüphesizlik
kavs : yay
Kureyşî : Kureyş kabilesine mensup kimse
mânevî tevatür : yalan üzerine birleşmeleri mümkün olmayan bir topluluğun bir hadis-i şerifi mânâ yönünden aktarması veya aktarılırken susmak suretiyle doğruluğunu tasdik etmesi
mecmu : bütün, hep
mıhlanmış : çivilenmiş
mu’cize : Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hal ve hareket
Muhammedü’l-Emin : “güvenilir Muhammed” mânâsında Peygamberimize verilen bir ünvan
muhkem : sağlam, kuvvetli
mübarek : hayırlı, uğurlu
münzevî : bir köşeye çekilip ibadetle uğraşan, vaktini ibadetle geçiren
nebî : peygamber, elçi
nübüvvet : peygamberlik
rasas : kurşun
Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
sanem : put
Seyyidü’l-Âlemîn : Âlemlerin seyyidi, efendisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
umumiyet : genellik
yakîn : şüphe edilmeyecek derece kesinlik
Yükleniyor...