Block title
Block content
İşte bu kulaklı âminin fehmettiği i’câzı, ona yardım için bir derece izah edeceğiz. Şöyle ki:

Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan meydana çıktığı vakit, bütün âleme meydan okudu ve insanlarda iki şiddetli his uyandırdı:

Birisi: Dostlarında hiss-i taklidî, yani sevgili Kur’ân’ın üslûbuna karşı benzemeklik arzusu ve onun gibi konuşmak hissi.

İkincisi: Düşmanlarda bir hiss-i tenkit ve muaraza, yani Kur’ân üslûbuna mukabele etmekle dâvâ-yı i’câzı kırmak hissi.

İşte bu iki hiss-i şeditle milyonlar Arabî kitaplar yazılmışlar, meydandadır. Şimdi, bütün bu kitapların en beliğleri, en fasihleri Kur’ân’la beraber okunduğu vakit, her kim dinlese, kat’iyen diyecek ki, Kur’ân bunların hiçbirisine benzemiyor. Demek Kur’ân, umum bu kitapların derecesinde değildir. Öyle ise, herhalde, ya Kur’ân umumunun altında olacak —o ise, yüz derece muhal olmakla beraber, hiç kimse, hattâ şeytan bile olsa diyemez.—HAŞİYE Öyle ise, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, yazılan umum kitapların fevkindedir.

Hattâ, mânâyı da fehmetmeyen cahil âmi tabakaya karşı da, Kur’ân-ı Hakîm, usandırmamak suretiyle i’câzını gösterir. Evet, o âmi, cahil adam der ki: “En güzel, en meşhur bir beyti iki üç defa işitsem, bana usanç veriyor. Şu Kur’ân ise hiç usandırmıyor; gittikçe daha ziyade dinlemesi hoşuma gidiyor. Öyle ise bu insan sözü değildir.”

Hem hıfza çalışan çocukların tabakasına karşı dahi, Kur’ân-ı Hakîm, o nazik, zayıf, basit ve bir sahife kitabı hıfzında tutamayan o çocukların küçük kafalarında, o büyük Kur’ân ve çok yerlerinde iltibas ve müşevveşiyete sebebiyet veren, birbirine benzeyen âyetlerin ve cümlelerin teşabühüyle beraber, kemâl-i suhuletle, kolaylıkla o çocukların hafızalarında yerleşmesi suretinde, i’câzını onlara dahi gösterir.

Hattâ, az sözden ve gürültüden müteessir olan hastalara ve sekeratta olanlara karşı, Kur’ân’ın zemzemesi ve sadâsı, zemzem suyu gibi onlara hoş ve tatlı geldiği cihetle, bir nevi i’câzını onlara da ihsas eder.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : Yirmi Altıncı Mektubun ehemmiyetli Birinci Mebhası, şu cümlenin hâşiyesi ve izahıdır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Yedinci İşaret / Sonraki Risale: On Dokuzuncu Nükteli İşaret
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âmi : cahil, okumamış
Arabî : Arapça
beliğ : belâğatli; sözün düzgün, kusursuz, yerinde ve hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi
cihet : yön
dâvâ-yı i’câz : mu’cize oluş iddiası
elhasıl : kısaca, özetle
fasih : güzel, açık ve düzgün
fehmetme : anlama, kavrama
fevkinde : üstünde
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
hıfz : ezberleme
hiss-i şedit : şiddetli his, duygu
hiss-i taklidî : taklit hissi, duygusu
hiss-i tenkit : tenkit, eleştirme duygusu
i’câz : mu’cizelik özelliği
ihsas : hissettirme, hatırlatma
iltibas : karıştırma
kat’iyen : kesin olarak, şüphesiz
kemâl-i suhulet : tam bir kolaylık, kolayca
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan : ifade ve açıklamalarıyla mu’cize olan Kur’ân
mebhas : bahis, konu
muâraza : sözle mücadele, karşı gelme
muhal : imkânsız
muhtelif : çeşitli, değişik
mukabele etmek : karşılık vermek
müşevveşiyet : karışıklık
müteessir olma : etkilenme, rahatsız olma
nevi : tür, çeşit
sadâ : ses
sekerat : can çekişme anı
suret : biçim, şekil
teşabüh : birbirine benzeme
umum : bütün
üslûb : ifade tarzı
vecih : şekil, tarz
zemzeme : ezgili, nağmeli ses
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...