Block title
Block content
Elhasıl: Kırk muhtelif tabakata ve ayrı ayrı insanlara, kırk vech ile Kur’ân-ı Hakîm i’câzını gösterir veya i’câzının vücudunu ihsas eder, kimseyi mahrum bırakmaz. Hattâ, yalnız gözü bulunan, HAŞİYE kulaksız, kalbsiz, ilimsiz tabakasına karşı da, Kur’ân’ın bir nevi alâmet-i i’câzı vardır. Şöyle ki:

Hafız Osman hattıyla ve basmasıyla olan Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın yazılan kelimeleri birbirine bakıyor.

Meselâ, Sûre-i Kehf’te وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْ 1 kelimesi altında yapraklar delinse, Sûre-i Fâtır’daki قِطْمِيرٍ 2 kelimesi az bir inhirafla görünecek ve o kelbin ismi de anlaşılacak. Ve Sûre-i Yâsin’de iki defa مُحْضَرُونَ 3 birbiri üstüne; ve’s-Sâffât’taki مُحْضَرِينَ ve مُحْضَرُونَ hem birbirine, hem onlara bakıyor; biri delinse, ötekiler az bir inhirafla görünecek.

Meselâ, Sûre-i Sebe’in âhirinde, Sûre-i Fâtır’ın evvelindeki iki مَثْنٰى4 birbirine bakar. Bütün Kur’ân’da yalnız üç مَثْنٰى dan ikisi birbirine bakmaları tesadüfî olamaz.

Ve bunların emsali pek çoktur. Hattâ bir kelime, beş altı yerde yapraklar arkasında az bir inhirafla birbirine bakıyorlar. Ve Kur’ân’ın birbirine bakan iki sahifesinde, birbirine bakan cümleleri kırmızı kalemle yazılan bir Kur’ân’ı ben gördüm, “Şu vaziyet dahi bir nevi mu’cizenin emaresidir” o vakit dedim. Daha sonra baktım ki, Kur’ân’ın, müteaddit yapraklar arkasında birbirine bakar çok cümleleri var ki, mânidar bir surette birbirine bakar.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : Yalnız gözü bulunan, kulaksız, kalbsiz tabakasına karşı vech-i i’câzı, burada gayet mücmel ve muhtasar ve nâkıs kalmıştır. Fakat bu vech-i i’câzı Yirmi Dokuzuncu ve Otuzuncu Mektuplarda (Otuzuncu Mektup pek parlak tasavvur ve niyet edilmişti. Fakat yerini başkasına,İşârâtü’l-İ’câz’a verdi, kendisi meydana çıkmadı.) gayet parlak ve nuranî ve zâhir ve bâhir gösterilmiştir; hattâ körler de görebilir. O vech-i i’câzı gösterecek bir Kur’ân yazdırdık; inşaallah tab edilecek, herkes de o güzel vechi görecektir.
1 : … (Ashab-ı Kehf’in) sekizincileri köpekleridir… Kehf Sûresi, 18:22.
2 : Ashab-ı Kehf’in köpeklerinin adı. Fâtır Sûresi, 35:13.
3 : Hazır bulundurulanlar. Yâsin Sûresi, 36:32, 53, 75.
4 : İkişer. Sebe Sûresi, 34:46; Nisâ Sûresi, 4:3.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Yedinci İşaret / Sonraki Risale: On Dokuzuncu Nükteli İşaret
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âhir : son
alâmet-i i’câz : mu’cize oluş alâmeti, belirtisi
bâhir : açık, aşikâr
emare : belirti, işaret
emsal : benzerler, örnekler
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
i’câz : mu’cizelik özelliği
ihsas etme : hissettirme, hatırlatma
inhiraf : sapma
işârâtü’l-i’câz : mu’cizelik alâmetleri, işâretleri; Risale-i Nur Külliyatı’ndan bir eser adı
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan : ifade ve açıklamalarıyla mu’cize olan Kur’ân
mânidar : mânâlı, anlamlı
mu’cize : Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hâl ve hareketler
muhtasar : kısa, özet
mücmel : kısa, özet
müteaddit : birçok, çeşitli
nâkıs : eksik, noksan
nevi : tür, çeşit
nuranî : nurlu, parlak
Sûre-i Fâtır : Fâtır Süresi, Kur’ân-ı Kerim’in 35. süresi
Sûre-i Kehf : Kehf Sûresi, Kur’ân-ı Kerim’in 18. Sûresi
Sûre-i Sebe : Sebe Sûresi, Kur’ân-ı Kerim’in 34. süresi
Sûre-i Yâsin : Yâsin Sûresi, Kur’ân-ı Kerim’in 36. sûresi
tab etmek : yazmak, basmak
tasavvur : düşünme, hayal etme
ve’s-Sâffât : Sâffât Sûresi, Kur’ân-ı Kerim’in 37. sûresi
vech : yön
vech-i i’câz : mu’cizelik yönü
vücud : varlık, var oluş
zahir : açık, gözle görünür
Yükleniyor...