Block title
Block content
Amma mezheb-i râcih ve ekser olan mezheb-i evvele göre dahi, o ulemanın beyan ettiği fikrin şöyle bir ince vechi vardır ki: Kur’ân-ı Hakîm’in cümleleri, kelimeleri birbirine bakar. Bazı olur, bir kelime on yere bakar; onda, on nükte-i belâğat, on münasebet bulunuyor. Nasıl ki, İşârâtü’l-İ’câz namındaki tefsirde, Fâtiha’nın bazı cümleleri içinde ve الۤمۤ ذٰلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ 1 cümleleri içinde, şu nüktelerden bazı nümuneleri göstermişiz.

Meselâ, nasıl ki münakkâş bir sarayda, müteaddit, muhtelif nakışların düğümü hükmünde bir taşı, bütün nakışlara bakacak bir yerde yerleştirmek, bütün o duvarı nukuşuyla bilmeye mütevakkıftır. Hem nasıl ki, insanın başındaki gözbebeğini yerinde yerleştirmek, bütün cesedin münasebâtını ve vezâif-i acibesini ve gözün o vezâife karşı vaziyetini bilmekle oluyor. Öyle de, ehl-i hakikatin çok ileri giden bir kısmı, Kur’ân’ın kelimâtında pek çok münasebâtı ve sair âyetlere, cümlelere bakan vücuhları, alâkaları göstermişler. Hususan ulema-i ilm-i huruf daha ileri gidip, bir harf-i Kur’ân’da bir sahife kadar esrarı, ehline beyan ederek ispat etmişler.

Hem madem Hâlık-ı Külli Şeyin kelâmıdır; herbir kelimesi, kalb ve çekirdek hükmüne geçebilir. Etrafında, esrardan müteşekkil bir cesed-i mânevîye kalb ve bir şecere-i mâneviyeye çekirdek hükmüne geçebilir.

İşte, insanın sözlerinde, Kur’ân’ın kelimeleri gibi kelimeler, belki cümleler, âyetler bulunabilir. Fakat Kur’ân’da çok münasebât gözetilerek bir tarzla yerleştirildiği yerde, bir ilm-i muhit lâzım ki, öyle yerli yerine yerleşsin.

ÜÇÜNCÜ NÜKTE: Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın hülâsatü’l-hülâsa bir icmâl-i mahiyeti için, bir vakit Arabî ibare ile bir tefekkür-ü hakikîyi Cenâb-ı Hak benim kalbime ihsan etmişti. Şimdi, aynen o tefekkürü Arabî olarak yazacağız, sonra mânâsını beyan edeceğiz. İşte:

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Elif lâm mim. Şu yüce kitap ki, onda asla şüphe yoktur.” Bakara Sûresi, 2:1-2
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Yedinci İşaret / Sonraki Risale: On Dokuzuncu Nükteli İşaret
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

Arabî : Arapça
beyan etme : açıklama, izah etme
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah
cesed-i mânevî : mânevî vücud, varlık
ehl-i hakikat : doğru ve hak yolda olan kimseler
esrar : sırlar, gizli gerçekler
Fâtiha : Fâtiha sûresi, Kur’ân-ı Kerim’in 1.sûresi
Hâlık-ı Külli Şey : herşeyin yaratıcısı olan Allah
harf-i Kur’ân : Kur’ân’ın harfi
hususan : özellikle
hülâsatü’l-hülâsa : özetin özeti
ibare : ifade, cümle, metin
icmâl-i mâhiyet : mânâ ve mâhiyetinin özeti, neticesi
ihsan etme : bağışlama, ikram etme
ilm-i muhît : herşeyi ihata edici, kuşatıcı ilim
kelâm : söz, konuşma
kelimât : kelimeler, sözler
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve fayda bulunan Kur’ân
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan : ifade ve açıklamalarıyla mu’cize olan Kur’ân
muhtelif : çeşitli, değişik
münakkaş : nakışlanmış, süslenmiş
münasebât : bağlar, ilgiler
münasebet : bağlantı, ilgi
müteaddit : birçok, çeşitli
müteşekkil : meydana gelmiş, oluşmuş
mütevakkıf : bağlı
nam : ad
nukuş : nakışlar, işlemeler
nükte : ince ve derin mânâ
nükte-i belâğat : belâğat nüktesi, ifade inceliği
sair : diğer
şecere-i mâneviye : mânevî bir ağaç
tefekkür : Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme
tefekkür-ü hakikî : asıl, gerçek tefekkür
tefsir : açıklama, yorum
ulema-i ilm-i huruf : harf ilmiyle uğraşan âlimler
vaziyet : durum, hâl
vezâif : vazifeler
vezâif-i acibe : hayrette bırakan vazifeler, hayranlık veren işler
vücuh : vecihler, yönler
Yükleniyor...