Block title
Block content
Hem Kur’ân, bil’ayan ve şüphesiz, saadet-i dâreyne isal eder, beşeri ona sevk eder. Kimin şüphesi varsa, bir defa Kur’ân’ı okusun ve dinlesin, ne diyor?

Hem Kur’ân’ın verdiği meyveler hem mükemmeldir, hem hayattardır. Öyle ise, Kur’ân ağacının kökü hakikattedir, hayattardır. Çünkü meyvenin hayatı, ağacın hayatına delâlet eder. İşte, bak, her asırda ne kadar asfiya ve evliya gibi mükemmel ve kâmil zîhayat ve zînur meyveler vermiş.

Hem hadsiz müteferrik emârelerden neş’et eden bir hads ve kanaatle, Kur’ân, hem ins, hem cin, hem meleğin makbulü ve mergubudur ki, okunduğu vakit, onlar iştiyakla pervane gibi etrafına toplanıyorlar.

Hem Kur’ân vahiy olmakla beraber, delâil-i akliye ile teyid ve tahkim edilmiş. Evet, kâmil ukalânın ittifakı buna şahittir. Başta ulema-i ilm-i kelâmın allâmeleri ve İbni Sina, İbni Rüşd gibi felsefenin dâhileri, müttefikan, esâsât-ı Kur’âniyeyi usulleriyle, delilleriyle ispat etmişler.

Hem Kur’ân, fıtrat-ı selime cihetiyle musaddaktır. Eğer bir arıza ve bir maraz olmazsa, herbir fıtrat-ı selime onu tasdik eder. Çünkü itmi’nân-ı vicdan ve istirahat-i kalb, onun envârıyla olur. Demek fıtrat-ı selime, vicdanın itmi’nânı şehadetiyle onu tasdik ediyor. Evet, fıtrat, lisan-ı haliyle Kur’ân’a der: “Fıtratımızın kemâli sensiz olamaz.” Şu hakikati çok yerlerde ispat etmişiz.

Hem Kur’ân, bilmüşahede ve bilbedâhe, ebedî ve daimî bir mu’cizedir. Her vakit i’câzını gösterir. Sair mu’cizat gibi sönmez, vakti bitmez; ebedîdir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Yedinci İşaret / Sonraki Risale: On Dokuzuncu Nükteli İşaret
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âlem-i gayb : gayb âlemi, görünmeyen âlem
âlem-i şehadet : görünen âlem, dünya
beşer : insan
bil’ayan : belli, açık bir şekilde
bilbedâhe : ap açık bir şekilde
bilmüşahede : görür şekilde, görme derecesinde
cihet : yön
dâhi : son derece zeki, dehâ ve hikmet sahibi kimse
delâil-i akliye : aklî ve mantıkî deliller
delâlet : delil olma, işaret etme
ebedî : sonu olmayan, sonsuz
emâre : iz, belirti
envâr : nurlar
esâsât-ı Kur’âniye : Kur’ân’ın esasları, hükümleri
evliya : veliler, Allah’ın sevgili kulları
fıtrat : yaratılış, mizaç
fıtrat-ı selîme : doğru ve doğruluk üzerine yaratılış
hads : güçlü sezgi, seziş
hadsiz : sınırsız
hakikat : gerçek, doğru
hayattar : canlı
hilâf : ters, zıt
i’câz : mu’cizelik özelliği
ins : insanlar
isal etme : ulaştırma, götürme
istirahat-ı kalb : kalp rahatlığı, iç huzuru
iştiyak : çok kuvvetli arzu ve istek
itmi’nân : emin olma, tereddütsüz inanma
kemâlât : mükemmellikler, faziletler
lisan-ı hal : hâl ve beden dili
makbul : kabul gören, geçerli
maraz : hastalık, illet
mergub : rağbet edilen, beğenilen
mu’cizât : mu’cizeler
müttefikan : birleşerek, fikir birliğiyle
neş’et eden : doğan, meydana gelen
saadet-i dareyn : dünya ve âhiret mutluluğu
sair : diğer, başka
şehadet : şahidlik, tanıklık
tahkim etme : kuvvetlendirme, sağlamlaştırma
tasdik etme : doğrulama, onaylama
teyid etme : doğrulama
Yükleniyor...