Block title
Block content
İşte hatıra gelen şudur: Nasıl ki, meselâ Amerika’da, bütün milletler umumî bir kongreye davet edilse, her millet büyük gemisine biner, oraya gider.

Öyle de, bahr-i muhît-i kâinatta, bir senede yirmi beş bin senelik uzun bir seyahate alışan küre-i arz, ahalisini alır, gider, mahşer meydanına boşaltır.

Hem, her otuz üç metrede bir derece-i hararet tezayüd ettiği delâletiyle, merkez-i arzda bulunan Cehennem ateşinin hadîsçe beyan olunan derece-i hararetine muvafık iki yüz bin derece-i harareti taşıyan ve hadîsin rivâyâtına göre dünyada ve berzahta Büyük Cehennemin bazı vazifelerini gören ateşini1 Cehenneme döker; sonra emr-i İlâhî ile daha güzel ve bâki bir surete tebeddül eder, âhiret âleminden bir menzil olur.

Hatıra gelen ikinci nükte: Sâni-i Kadîr, Fâtır-ı Hakîm, Vâhid-i Ehad, kemâl-i kudretini ve cemâl-i hikmetini ve delil-i vahdetini göstermek için, pek az birşeyle çok işleri görmek, pek küçük birşeyle pek büyük vazifeleri gördürmeyi âdet etmiştir.

Bazı Sözlerde demiştim ki: Eğer bütün eşya tek bir Zâta isnad edilse, vücub derecesinde bir suhulet, bir kolaylık peydâ eder. Eğer eşya müteaddit sânilere, esbablara isnad edilse, imtinâ derecesinde bir suubet, bir müşkülât ortaya düşer.

Çünkü, bir zâbit gibi veya usta gibi birtek zât, kesretli efrada ve kesretli taşlara bir fiille, bir hareketle ve suhuletle bir vaziyet verip bir netice hâsıl eder ki, eğer o vaziyeti alması ve o neticeyi istihsal etmesi, o ordudaki efrada ve o direksiz kubbedeki taşlara havale edilse, pek çok fiillerle, pek çok müşkülâtla, pek çok karışıklıklarla ancak yapılabilir.

İşte, şu kâinattaki raks ve deveran, seyr ü cevelân ve temâşâ-i tesbihfeşan ve fusul-ü erbaa ve gece-gündüzdeki seyeran gibi ef’al, eğer vahdete verilse, birtek Zât, birtek emirle, birtek küreyi tahrik ile, mevsimlerin değişmesindeki acaib-i san’atı ve gece-gündüzün deveranındaki garaib-i hikmeti ve yıldızların ve şems ve kamerin sûrî hareketlerinde şirin temâşâ levhalarını göstermek gibi, o âli vaziyetleri ve gâli neticeleri istihsal eder.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : bk. Buhârî, Bedü’l-Halk, 10; Müslim, Cennet, 30; Tirmizî, Cehennem, 7; Müsned, 2:313
Önceki Risale: İkinci Mektup / Sonraki Risale: Dördüncü Mektup
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acaib-i san’at : san’at harikaları
ahali : halk
âhiret âlemi : öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
bahr-i muhît-i kâinat : geniş kâinat denizi
bâki : devamlı, kalıcı
berzah : dünya ile âhiret arasındaki âlem, kabir âlemi
beyan : açıklama
cemâl-i hikmet : Allah’ın hikmetinin güzelliği
delâlet : delil olma, işaret etme
delil-i vahdet : Allah’ın birlik delili
derece-i hararet : sıcaklık derecesi
deveran : dönüş
ef’al : fiiller, hareketler
efrad : fertler, bireyler
emr-i İlâhî : Allah’ın emri
esbab : sebebler
eşya : şeyler, varlıklar
Fâtır-ı Hakîm : herşeyi hikmetle ve harika üstün san’atıyla yoktan yaratan Allah
fusul-ü erbaa : dört mevsim
garaib-i hikmet : hikmet harikaları
hadis : Peygamberimize ait söz, emir veya davranışlar
hâsıl : meydana gelme
imtinâ : imkânsızlık
isnad : dayandırma
istihsal : üretme, ortaya çıkarma
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kemâl-i kudret : Allah’ın kudretinin mükemmelliği
kesretli : çoklu
küre-i arz : yerküre, dünya
mahşer : haşir meydanı; kıyametten sonra insanların tekrar diriltilip toplanacakları yer
menzil : yer, mekân
merkez-i arz : yerin merkezi
muvafık : uygun
müşkülât : zorluklar, güçlükler
müteaddit : birçok, çeşitli
nükte : ince ve anlamlı söz
peydâ : meydana gelme, ortaya çıkma
raks : sema, cezbeyle dönme
rivâyât : rivâyetler, Peygamberimizden duyulan şeyler
sâni : san’atkâr
Sâni-i Kadîr : sonsuz güç ve kudret sahibi ve herşeyi san’atla yaratan Allah
seyeran : seyahat, gezinti
seyr ü cevelân : gezinme ve seyretme yeri
suhulet : kolaylık
suret : biçim, şekil
suûbet : zorluk
şems : güneş
tahrik : harekete geçirme
tebeddül : değişme, dönüşme
temâşâ-i tesbihfeşan : daimî tesbih edenlerin bakışı, seyri
tezayüd : ziyadeleşme, artma
vahdet : birlik
Vâhid-i Ehad : bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah
vücub : kesinlik, gereklilik
zâbit : subay, askere kumanda eden rütbeli asker
Yükleniyor...