Block title
Block content
Dedim: Ey Şeytan! Bîtarafâne muhakeme, iki taraf ortasında bir vaziyettir. Halbuki hem senin, hem insandaki senin şakirtlerin, dediğiniz bîtarafâne muhakeme ise, taraf-ı muhalifi iltizamdır. Bîtaraflık değildir, muvakkaten bir dinsizliktir. Çünkü Kur’ân’a kelâm-ı beşer diye bakmak ve öyle muhakeme etmek, şıkk-ı muhalifi esas tutmaktır. Bâtılı iltizamdır, bîtarafâne değildir. Belki bâtıla tarafgirliktir.

Şeytan dedi ki: “Öyle ise ne Allah’ın kelâmı, ne de beşer kelâmı deme. Ortada farz et, bak.”

Ben dedim: O da olamaz. Çünkü, münâzaun fîh bir mal bulunsa, eğer iki müddeî birbirine yakınsa ve kurbiyet-i mekân varsa, o vakit, o mal ikisinden başka birinin elinde veya ikisinin elleri yetişecek bir surette bir yere bırakılacak. Hangisi ispat etse, o alır. Eğer o iki müddeî birbirinden gayet uzak, biri maşrıkta, biri mağripte ise, o vakit, kaideten, sahibülyed kim ise onun elinde bırakılacaktır. Çünkü ortada bırakmak kabil değildir. 1

İşte, Kur’ân kıymettar bir maldır. Beşer kelâmı Cenâb-ı Hakkın kelâmından ne kadar uzaksa, o iki taraf o kadar, belki hadsiz birbirinden uzaktır. İşte, serâdan Süreyya’ya kadar birbirinden uzak o iki taraf ortasında bırakmak mümkün değildir. Hem ortası yoktur. Çünkü, vücut ve adem gibi ve nâkızeyn gibi iki zıttırlar; ortası olamaz. Öyle ise, Kur’ân için sahibülyed, taraf-ı İlâhîdir. Öyle ise, Onun elinde kabul edilip, öylece delâil-i ispata bakılacak. Eğer öteki taraf, Onun kelâmullah olduğuna dair bütün burhanları birer birer çürütse, elini ona uzatabilir; yoksa uzatamaz.

Heyhat! Binler berâhin-i kat’iyenin mıhlarıyla Arş-ı Âzama çakılan bu muazzam pırlantayı, hangi el bütün o mıhları söküp, o direkleri kesip, onu düşürebilir?

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : bk. Es-Serahsî, el-Mebsût 11:8; el-Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi’ 6:202; el-Merğînânî, el-Hidâye 2:177.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Beşinci Mektup / Sonraki Risale: Yirmi Yedinci Mektup
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adem : yokluk
Arş-ı Âzam : Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer
bâtıl : gerçek ve doğru olmayan, geçersiz
berâhin-i kat’iyet : kesin burhanlar, deliller
beşer kelâmı : insan sözü
bîtarafâne : tarafsız
bîtaraflık : tarafsızlık
burhan : delil
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
delâil-i ispat : ispatın delilleri
ehl-i hak ve insaf : hak ve doğru yolda olan insaf sahibi kimseler
farz etmek : varsaymak
hadsiz : sınırsız
hakikat : gerçek, doğru
heyhat : yazık, çok yazık
iltizam : taraf tutma
kabil : mümkün
kaideten : kural gereği
kelâm : söz, konuşma
kelâm-ı beşer : insan sözü
kelâmullah : Allah’ın kelâmı
kıymettar : kıymetli, değerli
kurbiyet-i mekân : yer yakınlığı
mağrip : batı
maşrık : doğu
mıh : çivi
muazzam : çok büyük
muhakeme : değerlendirme, yargılama
muvakkaten : geçici olarak
müddeî : iddia sahibi, davacı
münazâun fîh : hakkında tartışılan
nâkızeyn : birbirine zıt iki şey
rağmına : zıddına, inadına
sahibülyed : mal sahibi
serâdan Süreyya’ya kadar : yerden Ülker yıldızına kadar (Birbirine zıt ve uzak şeyler için söylenir)
suret : şekil, biçim
şakirt : talebe, öğrenci
şıkk-ı muhalif : karşı taraf, karşıt görüş
tarafgirlik : taraftarlık
taraf-ı İlâhî : Allah’ın tarafı
taraf-ı muhalif : muhalif taraf, karşıt
vücut : varlık
ziyadeleştirmek : artırmak
Yükleniyor...