Block title
Block content
Senin gibi dalâlet-pîşe hamiyetfuruşların tuttuğu meslek, müttakî ehl-i imanın mânevî nurlarını söndürüyor ve hakikî tesellilerini bozuyor ve ölümü idam-ı ebedî ve kabri daimî bir firak-ı lâyezâlî kapısı olduğunu gösteriyor.

İkinci kısım olan musibetzede ve hastaların ve hayatından meyus olanların menfaati, frenkmeşrebâne, dinsizcesine medeniyet terbiyesinde midir? Halbuki, o biçareler bir nur isterler, bir teselli isterler. Musibetlerine karşı bir mükâfat isterler. Ve onlara zulmedenlerden intikamlarını almak isterler.

Ve yakınlaştıkları kabir kapısındaki dehşeti def etmek istiyorlar. Sizin gibilerin sahtekâr hamiyetiyle, pek çok şefkate ve okşamaya ve tımar etmeye çok lâyık ve muhtaç o biçare musibetzedelerin kalblerine iğne sokuyorsunuz, başlarına tokmak vuruyorsunuz, merhametsizcesine ümitlerini kırıyorsunuz, ye’s-i mutlaka düşürüyorsunuz. Hamiyet-i milliye bu mudur? Böyle mi millete menfaat dokunduruyorsunuz?

Üçüncü taife olan ihtiyarlar bir sülüs teşkil ediyor. Bunlar kabre yakınlaşıyorlar, ölüme yaklaşıyorlar, dünyadan uzaklaşıyorlar, âhirete yanaşıyorlar. Böylelerin menfaati ve nuru ve tesellisi, Hülâgû ve Cengiz gibi zalimlerin gaddarâne sergüzeştlerini dinlemesinde midir? Ve âhireti unutturacak, dünyaya bağlandıracak, neticesiz, mânen sukut, zâhiren terakki denilen şimdiki nevi hareketinizde midir?

Ve uhrevî nur, sinemada mıdır? Ve hakikî teselli, tiyatroda mıdır? Bu biçare ihtiyarlar hamiyetten hürmet isterlerken, mânevî bıçakla o biçareleri kesmek hükmünde ve “İdam-ı ebediye sevk ediliyorsunuz” fikrini vermek ve rahmet kapısı tasavvur ettikleri kabir kapısını ejderha ağzına çevirmek, “Sen oraya gideceksin” diye mânevî kulağına üflemek hamiyet-i milliye ise, böyle hamiyetten yüz bin defa el’iyâzü billâh!

Dördüncü taife ki, çocuklardır. Bunlar hamiyet-i milliyeden merhamet isterler, şefkat beklerler. Bunlar da, zaaf ve acz ve iktidarsızlık noktasında, merhametkâr, kudretli bir Hâlıkı bilmekle ruhları inbisat edebilir, istidatları mes’udâne inkişaf edebilir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz : acizlik, güçsüzlük
biçare : çaresiz, zavallı
dalâlet-pîşe : dalâlet ve sapıklığı meslek edinmiş
ehl-i iman : Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler, mü’minler
ehl-i takvâ : takvâ sahipleri
ejderha : büyük yılan, korkunç ve hayalî hayvan
el’iyâzü billâh : Allah korusun
firâk-ı lâyezâlî : sonu olmayan ayrılık
frenkmeşrebâne : Avrupa ahlâkını örnek alırcasına
gaddârâne : acımasızca, zulmederek
hakaik-i imâniye : iman hakikatleri, esasları
hakikî : gerçek
hamiyet : din, millet gibi mukaddes değerleri koruma duygusu ve gayreti
hamiyetfuruş : hamiyetli görünmeye çalışan, hamiyet iddiasında olan, fedakârlık taslayan
hamiyet-i milliye : millî onur ve haysiyet; millet için, milli gayeler uğruna fedakarlıkta bulunma ve milli duygu ve hislerin muhafazası için çaba harcama
idam-ı ebedî : dirilmemek üzere sonsuz yok oluş
iktidarsız : güçsüz, kuvvetsiz
mânen : mânevî yönden
menfaat : çıkar, kişisel yarar
meyus : ümitsiz
musibet : belâ, büyük sıkıntı
musibetzede : belâya, sıkıntıya düşmüş olan kimse
müştak : arzulu, çok istekli
müttakî : Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyan
nevi : tür, çeşit
saadet-i ebediye : sonsuz mutluluk
sergüzeşt : serüven, macera
sukut : alçalma, düşme
sülûk etmek : yola girmek; nefsi düzeltmek ve vuslata erişmek amacıyla tasavvuf yoluna girme, mânevî yolculuğa çıkma
sülüs : üçte bir
şefkat : acıma, merhamet
taife : grup, topluluk
tarîk-ı hak : doğru yol
tasavvur etmek : zihinde canlandırarak düşünmek, hayal etmek
terakki : ilerleme, yükselme
teşkil etme : oluşturma
tımar etmek : okşamak
uhrevî : âhirete dair, yönelik
ye’s-i mutlak : tam ümitsizlik, tamamen ümidini kesmek
zaaf : zayıflık, kuvvetsizlik
zâhiren : görünürde
Yükleniyor...