Block title
Block content
Demek, en âli bir meşrep değil. Belki yüksek, fakat nâkıs; çok ehemmiyetli, fakat çok hatarlı; çok ağır, fakat çok zevklidir.

O zevk için ona girenler, ondan çıkmak istemiyorlar; hodgâmlıkla, en yüksek mertebe zannediyorlar.

Bu meşrebin esasını ve mahiyetini Nokta Risalesinde ve bir kısım Sözlerde ve Mektubat’ta bir derece beyan ettiğimizden, onlara iktifâen, şurada o mühim meşrebin ehemmiyetli bir vartasını beyan edeceğiz. Şöyle ki:

O meşrep, daire-i esbabdan geçip, terk-i mâsivâ sırrıyla mümkinattan alâkasını kesen ehass-ı havassın istiğrak-ı mutlak hâletinde mazhar olduğu salih bir meşreptir.

Şu meşrebi, esbab içinde boğulanların ve dünyaya âşık olanların ve felsefe-i maddiye ile tabiata saplananların nazarına ilmî bir surette telkin etmek, tabiat ve maddede onları boğdurmaktır ve hakikat-i İslâmiyeden uzaklaştırmaktır.

Çünkü, dünyaya âşık ve daire-i esbaba bağlı bir nazar, bu fâni dünyaya bir nevi bekà vermek ister. O dünya mahbubunu elinden kaçırmak istemiyor, vahdetü’l-vücud bahanesiyle ona bir bâki vücut tevehhüm eder; o mahbubu olan dünya hesabına ve bekà ve ebediyeti ona tam mal etmesine binaen, bir mâbudiyet derecesine çıkarır —neûzü billâh— Allah’ı inkâr etmek vartasına yol açar.

Şu asırda maddiyyunluk fikri o derece istilâ etmiş ki, maddiyatı herşeye merci biliyorlar. Böyle bir asırda, has ehl-i iman, maddiyatı idam eder derecesinde ehemmiyetsiz gördüklerinden, vahdetü’l-vücud meşrebi ortaya atılsa, belki maddiyyunlar sahip çıkacaklar, “Biz de böyle diyoruz” diyecekler.

Halbuki, dünyada meşârib içinde, maddiyyunların ve tabiatperestlerin mesleğinden en uzak meşrep, vahdetü’l-vücud meşrebidir. Çünkü, ehl-i vahdetü’l-vücud, o kadar vücud-u İlâhîye kuvvet-i imanla ehemmiyet veriyorlar ki, kâinatı ve mevcudatı inkâr ediyorlar.

Maddiyyunlar ise, o kadar mevcudata ehemmiyet veriyorlar ki, kâinat hesabına Allah’ı inkâr ediyorlar. İşte bunlar nerede, ötekiler nerede?
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

alâka : ilgi, bağ
âli : yüksek, yüce
bâki : devamlı ve kalıcı
bekà : devamlılık ve kalıcılık
beyan : açıklama, izah
binaen : dayanarak
daire-i esbab : sebepler dairesi
desâtir-i akliye : aklın düsturları, prensipleri
ebediyet : sonsuzluk
ehass-ı havas : seçkinlerin en seçkini, ileri gelenlerin en başta olanı
ehemmiyet : önem
ehl-i iman : Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler, mü’minler
Eimme-i Müçtehidîn : içtihad eden imamlar
esbab : sebepler
fâni : geçici olan, ölümlü
felsefe-i maddiye : herşeyi maddede arayan ve kabul eden anlayış
hakikat-i İslâmiye : İslâmiyetin özü, gerçeği
hâlet : durum, hâl
has : özel, hususî
hatar : tehlike
hodgâmlık : bencillik
Hulefâ-i Râşidîn : dört büyük halife
idam etmek : yok etmek
iktifâen : yeterli görerek, yetinerek
inkâr etmek : reddetmek, inanmamak
istiğrâk-ı mutlak : Allah aşkı ile tamamen kendinden geçmek
istilâ etme : işgal etme, hâkim olma
kàbil-i tatbik : tatbiki mümkün, uygulanabilir
kavânîn-i ilmiye : ilmin kanunları
mâbudiyet : ibadet edilmeye lâyık olma
maddiyat : maddi şeyler
maddiyyunluk : maddecilik, materyalizm, herşeyi madde ile açıklamaya çalışma gayreti
mahbub : sevgili, sevilen
mahiyet : asıl nitelik, özellik
mazhar : erişme, nail olma
merci : kaynak, başvurulacak yer
meşreb : hareket tarzı, metod
mümkinat : olması imkân dahilinde olan şeyler, yaratılmış olan herşeyi
nâkıs : eksik, noksan
nazar : bakış, dikkat
neûzü billâh : Allah korusun
nevi : tür, çeşit
salih : dinin emir ve yasaklarına uygun hareket eden, Allah’ın sevgili kulu
sarihan : açıkça
Selef-i Salihîn : ilk devir İslâm büyükleri
suret : biçim, şekil
tabiat : canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem, doğa
telkin etmek : öğüt vermek, anlatmak
terk-i mâsivâ : Allah’tan başka herşeyi terketmek
tevehhüm : sanma, zannetme
usul-ü kelâmiye : kelâm ilmi metodolojisi
vahdetü’l-vücud : Allah’tan başka varlık kabul etmeyen, diğer varlıkları bir nevi gölge gibi kabul eden görüş
varta : tehlike, çamura düşme
vücut : beden, varlık
Yükleniyor...