Block title
Block content
Git gide, en yüksek mertebede, nefs-i şeriatta bulunan mânâ-yı hakikat ve sırr-ı tarikate inkılâp ederler. O vakit şeriat-ı kübrânın cüzleri oluyorlar.

Yoksa, bazı ehl-i tasavvufun zannettikleri gibi, şeriatı zâhirî bir kışır, hakikati onun içi ve neticesi ve gayesi tasavvur etmek doğru değildir.

Evet, şeriatın, tabakat-ı nâsa göre inkişâfâtı ayrı ayrıdır. Avâm-ı nâsa göre zâhir-i şeriatı hakikat-i şeriat zannedip, havassa münkeşif olan şeriatın mertebesine hakikat ve tarikat namı vermek yanlıştır. Şeriatin, umum tabakata bakacak merâtibi var.

İşte bu sırra binaendir ki, ehl-i tarikat ve ashab-ı hakikat, ileri gittikçe hakaik-i şeriata karşı incizapları, iştiyakları, ittibâları ziyadeleşiyor.

En küçük bir Sünnet-i Seniyyeyi en büyük bir maksat gibi telâkki edip onun ittibâına çalışıyorlar, onu taklit ediyorlar.

Çünkü, vahiy ne kadar ilhamdan yüksek ise, semere-i vahiy olan âdâb-ı şer’iye, o derece, semere-i ilham olan âdâb-ı tarikatten yüksek ve ehemmiyetlidir.

Onun için, tarikatin en mühim esası, Sünnet-i Seniyyeye ittibâ etmektir.

İKİNCİ NÜKTE: Tarikat ve hakikat, vesilelikten çıkmamak gerektir. Eğer maksud-u bizzat hükmüne geçseler, o vakit şeriatın muhkemâtı ve ameliyâtı ve Sünnet-i Seniyyeye ittibâ, resmî hükmünde kalır, kalb öteki tarafa müteveccih olur.

Yani, namazdan ziyade halka-i zikri düşünür; ferâizden ziyade evrâdına müncezip olur; kebâirden kaçmaktan ziyade, âdâb-ı tarikatin muhalefetinden kaçar.

Halbuki, muhkemât-ı şeriat olan farzların bir tanesine, evrâd-ı tarikat mukàbil gelemez, yerini dolduramaz.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdâb-ı şer’iye : şeriatın kaideleri, âdâbları
âdâb-ı tarikat : tarikat kaideleri, âdâbları
ameliyât : uygulamalar, tatbikler, pratikler
ashab-ı hakikat : hakikat ehli, doğru ve hak yolda olanlar
avâm-ı nâs : sıradan halk tabakası
binaen : dayanarak
cüz : bölüm, kısım
ehemmiyet : değer, önem
ferâiz : farzlar Allah’ın kesinlikle yapılmasını emrettiği şeyler
hâdim : hizmetçi
hakaik-i şeriat : şeriatin hakikatleri, esas ve gerçekleri
hakikat : asıl, esas, gerçek mahiyet
hakikat-i şeriat : şeriatın özü, gerçeği
halka-i zikr : zikir halkası
havas : seçkinler, âlim ve bilginler
ilham : Allah tarafından kalbe gönderilen mânâlar
incizap : cezbedilme, çekilme
inkılâp etmek : dönüşmek, değişmek
inkişâfât : inkişaflar; açılmalar, açığa çıkmalar
iştiyak : çok arzu ve istek
ittiba : tabi olma, uyma
kebâir : büyük günahlar
kışır : kabuk, dış
maksud-u bizzat : asıl gaye, temel hedef
mânâ-yı hakikat : gerçek, asıl mânâ
merâtib : mertebeler, dereceler
müncezip : cezbedilmiş, tutkun
münkeşif : açılmış, açılan, görünen
müteveccih : yönelik, yönelmiş
nam : ad
nefs-i şeriat : şeriatın özü, esası, aslı
nükte : ince ve anlamlı söz
resmî : şekli, şeklen, görsel
semere-i ilham : ilhamın neticesi, meyvesi
semere-i vahiy : vahyin neticesi, meyvesi
sırr-ı tarikat : tarikatın sırrı
Sünnet-i Seniyye : Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler
şeriat : Allah tarafından bildirilen, İslâmiyet hükümlerin hepsi
şeriat-ı kübrâ : İslâmın büyük ve yüce hükümleri
tabakat-ı nâs : insanların tabakaları, sınıfları
tasavvur etme : düşünme, hayal etme
telâkki etmek : anlamak, kabul etmek
umum : bütün, genel
vahiy : Cenâb-ı Hak tarafından bir peygambere bildirilen emirler ve bilgiler
zahir-i şeriat : şeriatın görünürdeki yönü
zahirî : açık, görünürde
ziyade : çok, fazla
ziyadeleşmek : artmak, çoğalmak
Yükleniyor...