Block title
Block content
Şu risalenin Altıncı Telvihinin Üçüncü Noktasında icmâlen beyan olunduğu ve sair Sözlerde kat’iyen ispat edilmiştir ki, bu dâr-ı dünya dârü’l-hizmettir, dârü’l-ücret değil.

Burada ücretini isteyenler, bâki, daimî meyveleri fâni ve muvakkat bir surete çevirmekle beraber, dünyadaki bekà hoşuna gidiyor, müştakane berzaha bakamıyor. Adeta bir cihette dünya hayatını sever; çünkü içinde bir nevi âhireti bulur.

ALTINCISI: Ehl-i hakikat olmayan bir kısım ehl-i sülûk, makamât-ı velâyetin gölgelerini ve zıllerini ve cüz’î nümunelerini, makamât-ı asliye-i külliye ile iltibas etmekle vartaya düşer.

Yirmi Dördüncü Sözün İkinci Dalında ve sair Sözlerde kat’iyen ispat edilmiştir ki: Nasıl güneş âyineler vasıtasıyla taaddüt ediyor; binler misalî güneş, aynı güneş gibi ziya ve hararet sahibi olur. Fakat o misalî güneşler, hakikî güneşe nisbeten çok zayıftırlar.

Aynen onun gibi, makamât-ı enbiya ve eâzım-ı evliyanın makamâtının bazı gölgeleri ve zılleri var. Ehl-i sülûk onlara girer, kendini o evliya-yı azîmeden daha azîm görür, belki enbiyadan ileri geçtiğini zanneder, vartaya düşer.

Fakat bu geçmiş umum vartalardan zarar görmemek için, usul-ü imaniyeyi ve esâsât-ı şeriatı daima rehber ve esas tutmak ve meşhudunu ve zevkini onlara karşı muhalefetinde ittiham etmekledir.

YEDİNCİSİ: Bir kısım ehl-i zevk ve şevk, sülûkünde fahri, nazı, şatahatı, teveccüh-ü nâsı ve merciiyeti şükre, niyaza, tazarruâta ve nâstan istiğnâya tercih etmekle vartaya düşer.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

dâr-ı dünya : dünya yurdu
dârü’l-hizmet : hizmet yeri
dârü’l-ücret : ücret yeri
eâzım-ı evliya : evliyaların büyükleri
ehl-i hakikat : doğru ve hak yolda olan kimseler
ehl-i sülûk : nefsi düzeltmek ve vuslata erişmek amacıyla tasavvufa, mânevî terbiye ve terakki yoluna girenler
ehl-i zevk ve şevk : iman hakikatlerinin zevkine erişen ve bu sayede şevki artanlar
enbiya : nebiler, peygamberler
envar : nurlar, aydınlıklar
esâsât-ı şeriat : şeriatın, dînin esasları, temelleri
evliya-yı azîme : büyük veliler, Allah dostları
evrâd : virdler
ezvak : zevkler
fahr : gurur, övünme
fâni : geçici olan, ölümlü
hakikî : asıl, gerçek
hararet : ısı
hidemât : hizmetler, vazifeler
ibadat : ibadetler
icmâlen : kısaca
iltibas etmek : karıştırmak
istiğnâ : ihtiyaç duymama, kaçınma
ittiham etmek : suçlamak
kerâmât : kerametler, Allah’ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görünen olağanüstü hâller
makamât : dereceler, makamlar
makamât-ı asliye-i külliye : asıl geniş makamlar, yüce meclis ve mevkiler
makamât-ı enbiya : peygamberlerin makamları
makamât-ı velâyet : velîlik makamları
meftun : düşkün, tutkun
merciiyet : müracaat yeri olma; sığınılacak yer, makam hâlinde olma
meşhud : şahit olunan, görülen, gözlemlenen
misali : benzeri
muhalefet : zıt ve aykırı davranma
muvakkat : gelip geçici
müştakane : çok arzulu ve istekli bir şekilde
tazarruât : yakarışlar, niyazlar
telvih : üstü kapalı bir şekilde açıklama
teveccüh-ü nâs : insanların yönelmesi, ilgi göstermesi
usul-i imaniye : iman esasları
varta : tehlike
zıll : gölge
Yükleniyor...