Block title
Block content
Yirmi İkinci Mektubun İkinci Mebhası

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

اِنَّ اللهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ1

وَكَاَيِّنْ مِنْ دَاۤبَّةٍ لاَ تَحْمِلُ رِزْقَهَا اَللهُ يَرْزُقُهَا وَاِيَّاكُمْ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ 2

EY EHL-İ İMAN! Sabıkan, adâvet ne kadar zararlı olduğunu anladın. Hem anla ki, adâvet kadar hayat-ı İslâmiyeye en müthiş bir maraz-ı muzır dahi, hırstır.

Hırs, sebeb-i haybettir ve illet ve zillettir; ve mahrumiyet ve sefaleti getirir. Evet, her milletten ziyade hırsla dünyaya saldıran Yahudi milletinin zillet ve sefaleti, bu hükme bir şahid-i kàtı’dır.

Evet, hırs, zîhayat âleminde en geniş bir daireden tut, tâ en cüz’î bir ferde kadar sû-i tesirini gösterir. Tevekkülvâri taleb-i rızık ise, bilâkis medar-ı rahattır ve her yerde hüsn-ü tesirini gösterir. İşte, bir nevi zîhayat ve rızka muhtaç olan meyvedar ağaçlar ve nebatlar, tevekkülvâri, kanaatkârâne yerlerinde durup hırs göstermediklerinden, rızıkları onlara koşup geliyor. Hayvanlardan pek fazla evlât besliyorlar. Hayvânat ise, hırsla rızıkları peşinde koştukları için, pek çok zahmet ve noksaniyetle rızıklarını elde edebiliyorlar.

Hem hayvânat dairesi içinde zaaf ve acz lisan-ı haliyle tevekkül eden yavruların meşru ve mükemmel ve lâtif rızıkları hazine-i rahmetten verilmesi; ve hırsla rızıklarına saldıran canavarların gayr-ı meşru ve pek çok zahmetle kazandıkları nâhoş rızıkları gösteriyor ki, hırs sebeb-i mahrumiyettir; tevekkül ve kanaat ise vesile-i rahmettir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Şüphesiz ki rızık veren, mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.” Zâriyat Sûresi, 51:58.
2 : “Yeryüzünde yürüyen ve kendi rızkını yüklenemeyen nice canlının ve sizin rızkınızı Allah verir. O herşeyi hakkıyla işitir, herşeyi hakkıyla bilir.” Ankebut Sûresi, 29:60.
| Sonraki Sayfa »
Sonraki Risale: Hatime
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz : güçsüzlük
adâvet : düşmanlık
âlem : dünya
bilâkis : aksine
cüz’î : ferdî, basit, küçük
ehl-i iman : Allah’a inanan
gayr-ı meşru : helâl olmayan, dine aykırı
hayat-ı İslâmiye : Müslümanların dinî hayatı
hayvânât : hayvanlar
hazine-i rahmet : rahmet hazinesi
hırs : aç gözlülük
hüsn-ü tesir : güzel etki
illet : hastalık
kanaat : razı olma, yetinme
kanaatkârâne : kısmetine razı olarak, yetinerek
lâtif : ince, güzel, hoş
lisan-ı hâl : hâl dili, beden dili
mahrumiyet : yoksun kalma
maraz-ı muzır : zararlı hastalık
mebhas : bahis, konu
medâr-ı rahat : rahatlama sebebi
meşru : dine uygun, helâl
meyvedar : meyve veren
nâhoş : hoşa gitmeyen
nebat : bitki
nevi : tür
noksaniyet : eksiklik
sabıkan : bundan önce
sebeb-i haybet : kaybetme sebebi
sebeb-i mahrumiyet : yoksunluk sebebi
sefalet : perişanlık
sû-i tesir : kötü etki
şâhid-i kàtı’ : kesin, şüphesiz delil
taleb-i rızık : rızık istemek
tevekkül : Allah’a güvenme ve Onu vekil kabul etme
tevekkülvâri : tevekkül ederek, Allah’a güvenerek
vesîle-i rahmet : rahmeti kazanma sebebi
zaaf : zayıflık
zîhayat : canlı
zillet : alçaklık
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...