Block title
Block content
Daha küçük bir daire olan bir bahçeyi, yine, yüz defa, bin defa kudretle doldurup hikmetle boşalttırıyor.

Daha küçük bir daire olan bir zîhayatı, meselâ bir ağacı, bir insanı, yüz defa onun kadar ondan mahsulât alır.

Demek, o Mâlikü’l-Mülk-i Zülcelâl, küçük-büyük, cüz’î-küllî herşeyi birer model hükmünde inşa ederek, yüzler tarzda taze taze nakışlarla münakkaş mensucat-ı san’atını onlara giydirir, cilve-i esmâsını, mu’cizât-ı kudretini izhar eder.

Kendi mülkünde herbir şeyi birer sahife hükmünde inşa etmiş. Her sahifede, yüzer tarzda mânidar mektubatını yazar; hikmetinin âyâtını izhar eder, zîşuurlara okutturur.

Şu âlem-i ekberi mülk şeklinde inşa etmekle beraber, şu insanı dahi öyle bir surette halk etmiştir ve ona öyle cihazat ve âletler ve havas ve hissiyatlar ve bilhassa nefis, hevâ ve ihtiyaç ve iştiha ve hırs ve dâvâ vermiştir ki, o geniş mülkünde, bütün mülke muhtaç bir memlûk hükmüne getirmiştir.

İşte, hiç mümkün müdür ki, pek büyük olan âlem-i zerrattan, tâ bir sineğe kadar bütününü mülk ve tarla yapan ve küçük insanı o büyük mülke nâzır ve müfettiş ve çiftçi ve tüccar ve dellâl ve âbid ve memlûk yaptıran ve kendine muhterem bir misafir ve sevgili bir muhatap ittihaz eden o Mâlikü’l-Mülk-i Zülcelâlden başka, o mülke tasarruf edip o memlûke seyyid olabilsin?

DÖRDÜNCÜ FIKRA:صَنْعَتُهُ فِى ذَاكَ ... الخ ibaresidir. Meâli şudur ki:

Sâni-i Zülcelâlin âlem-i ekberdeki san’atı o derece mânidardır ki, o san’at bir kitap suretinde tezahür edip, kâinatı bir kitab-ı kebir hükmüne getirdiğinden, akl-ı beşer, hakikî fenn-i hikmet kütüphanesini ondan aldı ve ona göre yazdı. Ve o kitab-ı hikmet, o derece hakikatle bağlı ve hakikatten medet alıyor ki, büyük Kitab-ı Mübînin bir nüshası olan Kur’ân-ı Hakîm şeklinde ilân edildi.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Birinci Makam / Sonraki Risale: Yirminci Mektubun Onuncu Kelimesine Zeyl
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âbid : ibadet eden, kul
akl-ı beşer : insan aklı
âlem-i ekber : en büyük âlem
âlem-i zerrât : atomlar âlemi
âyât : âyetler, deliller
bilhassa : özellikle
cihazat : cihazlar, donanım
cilve-i esmâ : Allah’ın isimlerinin varlık ve olaylardaki yansımaları
cüz’î-küllî : ferd-tür (kapsamlı varlık)
dellâl : ilân edici, duyurucu
fenn-i hikmet : felsefe ilmi
fıkra : bölüm
hakikat : gerçek
hakikî : gerçek
halk etme : yaratma
havas : hisler
hevâ : gelip geçici arzular
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
hissiyat : hisler, duygular
ibare : metin, cümle
iştiha : iştah
ittihaz etme : edinme, kabullenme
izhar etme : meydana çıkarma, gösterme
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kitab-ı hikmet : hikmet kitabı
kitab-ı kebir : büyük kitap, kâinat
Kitab-ı Mübin : herşeyin açıkça yazılı olduğu kitap, kâinat
kudret : güç, iktidar
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
mahsulât : ürünler
Mâlikü’l-Mülk-i Zülcelâl : bütün mülkün gerçek sahibi, büyüklük ve haşmet sahibi olan Allah
mânidar : mânâlı, anlamlı
meâl : anlam, mânâ
medet almak : yardım almak
memlûk : kul, köle
mensucat-ı san’at : san’at dokumaları
mu’cizât-ı kudret : Allah’ın kudret mu’cizeleri
muhatap : kendisine karşı konuşulan
muhterem : hürmet edilen, saygı gösterilen
müfettiş : teftiş eden, denetleyici
mülk : sahip olunan şey
münakkaş : nakışlanmış, süslenmiş
nâzır : bakan, gözeten
nefis : insanı daima maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet
sahife : sayfa
Sâni-i Zülcelâl : herşeyi san’atla yapan büyüklük ve haşmet sahibi Allah
seyyid : efendi, sahip
suret : biçim, şekil
tasarruf : dilediği gibi kullanma
tezahür etme : belirme, görünme
zîhayat : canlı, hayat sahibi
zîşuur : şuur sahibi
Yükleniyor...