Block title
Block content
Hem nasıl ki, kâinattaki san’atı, kemâl-i intizamından kitap şekline girdi. İnsandaki sıbgatı ve nakş-ı hikmeti dahi hitap çiçeğini açtı.

Yani, o san’at, o derece mânidar ve hassas ve güzeldir ki, o makine-i zîhayattaki cihazatı, fonoğraf gibi nutka geldi, söylettirdi.

Ve öyle bir ahsen-i takvim içinde bir sıbga-i Rabbâniye vermiş ki, o maddî, cismanî, câmid kafada mânevî, gaybî, hayattar olan beyan ve hitap çiçeği açıldı.

Ve o insan kafasındaki kàbiliyet-i nutuk ve beyana o derece ulvî cihazat ve istidat verdi ki, Sultan-ı Ezelîye muhatap olacak bir makamda inkişaf ettirdi, terakki verdi.

Yani, fıtrat-ı insaniyedeki sıbga-i Rabbâniye, hitab-ı İlâhî çiçeğini açtı.

Hiç mümkün müdür ki, kitap derecesine gelen bütün mevcudattaki san’ata ve hitap makamına gelen insandaki o sıbgaya Vâhid-i Ehadden başkası karışabilsin? Hâşâ!

BEŞİNCİ FIKRA قُدْرَتُهُ فِى ذَاكَ...الخ ibaresidir. Meâli şudur ki:

Kudret-i İlâhiye, âlem-i ekberde haşmet-i rububiyetini gösteriyor. Rahmet-i Rabbâniye ise, âlem-i asgar olan insanda nimetleri tanzim ediyor.

Yani, Sâniin kudreti, kibriyâ ve celâl noktasında, kâinatı öyle muhteşem bir saray şeklinde icad ediyor ki, güneşi büyük bir elektrik lâmbası, kameri kandil, ve yıldızları mumlar meyveleriyle yaldızlar, elektrikler.

Ve zemin yüzünü bir sofra, bir tarla, bir bahçe, bir haliçe; ve dağları birer mahzen, birer direk, birer kal’a, ve hâkezâ, bütün eşyayı büyük bir mikyasta o büyük sarayın levazımatı şekline getirerek şâşaalı bir surette haşmet-i rububiyetini gösterdiği gibi; cemâl noktasında, rahmeti dahi, en küçük zîhayata kadar her zîruha envâ-ı nimetini verir, onunla tanzim eder, baştan aşağıya kadar nimetlerle süsleyip lütuf ve keremle tezyin eder ve o haşmet-i celâliyeye karşı cemâl-i rahmetini o küçücük lisanlarla, o büyük lisana karşı çıkarır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Birinci Makam / Sonraki Risale: Yirminci Mektubun Onuncu Kelimesine Zeyl
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahsen-i takvim : en güzel biçim, tam kıvam
âlem-i asgar : küçük âlem
âlem-i ekber : en büyük âlem
beyan : açıklama, izah
camid : cansız
celâl : haşmet, görkem
cemâl : güzellik
cihazat : cihazlar, donanımlar
cismanî : maddî yapısı olan
envâ-ı nimet : nimet çeşitleri
fıkra : bölüm, kısım
fıtrat-ı insaniye : insanın yaratılışı, tabiatı
fonoğraf : gromofonun ilk şekli, ses cihazı
gaybî : bilinmeyen, görünmeyen
hâkezâ : bunun gibi
haliçe : ince dokunmuş küçük halı
hâşâ : asla öyle değil
hayattar : canlı
hitab-ı İlâhî : Allah’ın hitabı
hitap çiçeği : insanın Allah’ın hitabına muhatap olabilme özelliği
ibare : metin, cümle
icad etme : vücut verme, yoktan yaratma
inkişaf ettirmek : geliştirmek
istidat : kabiliyet, ruhtaki özellikler
kabiliyet-i nutuk : düşünme, konuşma kabiliyeti
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kamer : ay
kandil : lamba
kemâl-i intizâm : tam ve mükemmel düzen
kibriyâ : sonsuz büyüklük ve yücelik
kudret : güç, iktidar
Kudret-i İlâhiye : Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı
levâzımât : gerekli olan şeyler
mahzen : depo
makine-i zîhayat : canlı makine
mânidar : mânâlı, anlamlı
meâl : açıklama, anlam
mevcudat : varlıklar
mikyas : ölçü
nakş-ı hikmet : hikmet nakşı
nutka gelmek : konuşmak, dile gelmek
rahmet : merhamet, şefkat
Sâni : herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah
sıbga-i Rabbâni : Rabbâni boya, san’at
sıbga-i Rahmânî : Rahmânî boya, san’at
sıbgat/sıbğa : boya
Sultan-ı Ezelî : kudret ve hükümranlığının başlangıcı olmayan Allah
suret : biçim, görünüş
şâşaalı : gösterişli, görkemli
tanzim etme : düzenleme, düzene koyma
terakki : ilerleme, yükselme
ulvî : yüce, yüksek
Vâhid-i Ehad : bir olan ve birliği herbir şeyde görülen Allah
zemin : yer
zîhayat : canlı
zîruh : ruh sahibi
Yükleniyor...