Block title
Block content
Şu hakikatin sırr-ı hikmeti üç menbadan çıkar:

Evvelâ: İmdad-ı vâhidiyetten.

Saniyen: Yüsr-ü vahdetten.

Salisen: Tecellî-i ehadiyetten.

Birinci menba olan imdad-ı vâhidiyet: Yani, herşey ve bütün eşya, birtek zâtın mülkü olsa, o vakit, vâhidiyet cihetiyle herbir şeyin arkasında bütün eşyanın kuvvetini tahşid edebilir.

Ve bütün eşya, birtek şey gibi kolayca idare edilir. Şu sırrı, şöyle bir temsille fehme takrib için deriz:

Meselâ, nasıl ki bir memleketin tek bir padişahı bulunsa, o padişah o vahdet-i saltanat kanunu cihetiyle, herbir neferin arkasında bir ordu kuvvet-i mâneviyesini tahşid edebilir; ve edebildiği için, o tek nefer, bir şahı esir edebilir ve şahın fevkinde, padişahı namına hükmedebilir.

Hem o padişah, vâhidiyet-i saltanat sırrıyla bir neferi ve bir memuru istihdam ve idare ettiği gibi, bütün orduyu ve bütün memurlarını idare edebilir. Güya vâhidiyet-i saltanat sırrıyla, herkesi, herşeyi, bir ferdin imdadına gönderebilir.

Ve herbir ferdi, bütün efrad kadar bir kuvvete istinad edebilir, yani ondan medet alabilir. Eğer o vâhidiyet-i saltanat ipi çözülse ve başıbozukluğa dönse, o vakit herbir nefer, hadsiz bir kuvveti birden kaybedip, yüksek bir makam-ı nüfuzdan sukut eder, âdi bir adam makamına gelir. Ve onların idare ve istihdamları, efrad adedince müşkülât peydâ eder.

Aynen öyle de, وَ ِللهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى1 şu kâinatın Sânii, Vâhid olduğundan, herbir şeye karşı, bütün eşyaya müteveccih olan esmâyı tahşid eder.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “En yüce sıfatlar Allah’ındır.” Nahl Sûresi, 16:60.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Birinci Makam / Sonraki Risale: Yirminci Mektubun Onuncu Kelimesine Zeyl
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdi : basit, değersiz
cihet : yön, taraf
cüz : kısım, parça
cüz’î : ferd, birey
efrad : fertler, bireyler
esmâ : isimler
eşya : şeyler, varlıklar
evvelâ : birinci olarak
fehm : anlayış, kavrayış
fevkinde : üstünde
hadsiz : sınırsız
hakikat : gerçek, esas
icad : vücut verme, yaratma
imdad : yardım
imdâd-ı vâhidiyet : her şeyin bir tek noktaya bağlanmasından gelen yardım ve destek
istihdam : görevlendirme, çalıştırma
istinad etme : dayanma, güvenme
kâinat : evren, yaratılmış her şey
kesretli : çok sayıda
kıymet-i san’at : san’attaki kıymet, değer
kudret : güç, iktidar
kuvvet-i mâneviye : mânevî güç, kuvvet
küll : bütün
küllî : bütün fertleri içine alan; tür, cins; kapsamlı varlık
makâm-ı nüfuz : tesir, etki makamı
memur : görevli
menba : kaynak
müşkülat : zorluklar, güçlükler
müteveccih : yönelik, yönelmiş
nam : ad
nefer : asker, er
nihayetsiz : sonsuz
nisbeten : kıyasla, oranla
peydâ etme : meydana çıkarma
salisen : üçüncü olarak
Sâni : herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah
Sâni-i Kadîr : sonsuz güç ve iktidar sahibi ve herşeyi san’atla yaratan Allah
saniyen : ikinci olarak
sırr-ı hikmet : hikmetin sırrı; fayda yönü
suhulet : kolaylık
sukut : düşme, alçalma
şah : padişah; sultan
tahşid etme : yığma, destekleme, yığınak yapma
takrib : yaklaştırma
tecellî-i Ehadiyet : Allah’ın birliğinin her bir yaratıkta görünmesi
temsil : analoji; kıyaslama tarzında benzetme
vahdet-i saltanat : saltanatın tek bir zâta ait olması
Vâhid : bir olan ve birliği herşeyi kaplayan Allah
vâhidiyet : birlik
vâhidiyet-i saltanat : saltanatın tek bir zâta ait olması
yüsr-ü vahdet : birliğin kolaylığı; bir işin birinin idaresinde ve bir merkezde yapılmasının kolaylığı
Yükleniyor...