Block title
Block content
Öteki kardeş kendine güvenmiyor ve kendisini âciz, kuvvetsiz biliyor; padişaha intisap etti, askere kaydedildi. O intisapla, koca bir ordu, ona nokta-i istinad oldu. Ve o istinadla, arkasında, padişahın himmetiyle bir ordunun mânevî kuvveti tahşid edilebilir bir kuvve-i mâneviye ile harbe atıldı. Tâ düşmanın mağlûp ordusu içindeki şahın büyük bir müşirine rast geldi. Kendi padişahı namına, “Seni esir ediyorum, gel” der, esir eder, getirir.

Şu halin sırrı ve hikmeti şudur ki:

Evvelki başıbozuk, kendi menba-ı kuvvetini ve teçhizatını kendisi taşımaya mecbur olduğu için, gayet cüz’î iş görebilirdi. Şu memur ise, kendi kuvvetinin menbaını taşımaya mecbur değil; belki onu ordu ve padişah taşıyor. Mevcut telgraf ve telefon teline makinesini küçük bir telle raptetmek gibi, şu adam bu intisapla kendini o hadsiz kuvvete rapteder.

İşte, وَ ِللهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى 1 eğer her mahlûk, her zerre doğrudan doğruya Vâhid-i Ehade isnad edilse ve onlar ona intisap etseler, o vakit o intisap kuvvetiyle ve Seyyidinin havliyle, emriyle, karınca Firavunun sarayını başına yıkar, başaşağı atar; sinek Nemrudu gebertip Cehenneme atar; bir mikrop, en cebbar bir zalimi kabre sokar; buğday tanesi kadar çam çekirdeği, bir dağ gibi bir çam ağacının destgâhı ve makinesi hükmüne geçer; havanın zerresi, bütün çiçeklerin, meyvelerin ayrı ayrı işlerinde, teşekkülâtlarında muntazaman, güzelce çalışabilir. Bütün bu kolaylık, bilbedâhe, memuriyet ve intisaptan ileri geliyor. Eğer iş başıbozukluğa dönse, esbaba ve kesrete ve kendi kendilerine bırakılıp şirk yolunda gidilse, o vakit herşey cirmi kadar ve şuuru miktarınca iş görebilir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “En yüce sıfatlar Allah’ındır.” Nahl Sûresi, 16:60.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: İkinci Makam
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahvâl : haller, davranışlar
başıbozuk : askerlerin arasına katılmış sivil savaşçı
bilbedâhe : açık bir şekilde
cebbar : zorba, zalim
cirm : cisim
cüz’î : az, küçük, ferdî
destgâh : tezgâh
esbab : sebepler
Firavun : eski Mısır hükümdarlarına verilen unvan
gayet : son derece
harb : savaş
havl : güç, iktidar, kuvvet
hikmet : gaye, sır
himmet : ciddi gayret, yardım
intisap : bağlanma
isnad : dayandırma
istinad : dayanma, güvenme
kabir : mezar
kesret : çokluk
kuvve-i mâneviye : mânevî kuvvet, moral gücü
mağlûp : yenik
mahlûk : yaratılmış
malumât : bilgiler
menba : kaynak
menbâ-ı kuvvet : kuvvet kaynağı
muhabere : haberleşme
muntazam : düzenli, intizamlı
muntazaman : düzenli olarak
müşir : mareşal
müşkülât : zorluklar, güçlükler
mütemadiyen : sürekli olarak
nevi : çeşit, tür
rapt : bağlama
raptetmek : bağlamak
san’atkârâne : san’atlı bir şekilde
Seyyid : efendi, sahip
şirk : Allah’a ortak koşma
şuur : bilinç, anlayış, idrak
tahşid etme : destekleme, yığınak yapma
teçhizat : cihazlar, donanım
temsil : analoji; kıyaslama tarzında benzetme
teşekkülât : oluşumlar, meydana gelmeler
Vâhid-i Ehad : birliği herşeyi kapladığı gibi herbir şeyde de ayrı ayrı tecellî eden Allah
zerre : atom
Yükleniyor...