Block title
Block content
ÜÇÜNCÜ TEMSİL: Meselâ iki arkadaş var; hiç görmedikleri bir memleketin ahvâline dair istatistikli bir nevi coğrafya yazmak istiyorlar.

Birisi, o memleketin padişahına intisap edip, telgraf ve telefon dairesine girer. On paralık bir telle kendi telefon makinesini devletin teline rapteder. Her yerle görüşür, muhabere eder, malûmat alır. Gayet muntazam ve mükemmel coğrafya istatistiğine ait san’atkârâne bir eser yapar.

Öteki arkadaş ise, ya elli sene mütemadiyen gezecek ve müşkülâtla her yeri görüp her hâdiseyi işitecek; veyahut milyonlarla lirayı sarf edip, devletin tel ve telefon temdidatı kadar ve padişah gibi telgraf sahibi olacak. Tâ, evvelki arkadaşı gibi o mükemmel eseri yapsın.

Öyle de, وَ ِللهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى 1 eğer hadsiz eşya ve mahlûkat Vâhid-i Ehade verilse, o vakit o irtibatla herşey birer mazhar olur. O Şems-i Ezelînin tecellîsine mazhariyetle, kavânin-i hikmetine ve desâtir-i ilmiyesine ve nevâmis-i kudretine irtibat peydâ eder. O vakit, havl ve kuvvet-i İlâhiye ile herşeyi görür bir gözü ve her yere bakar bir yüzü ve her işe geçer bir sözü hükmünde bir cilve-i Rabbâniyeye mazhar olur. Eğer o intisap kesilse, o şey, bütün eşyadan dahi inkıta’ eder, cirmi kadar bir küçüklüğe sığışır. O halde bir ulûhiyet-i mutlaka sahibi olmalı ki, evvelki vaziyette gördüğü işleri görebilsin.

Elhasıl: Vahdet ve iman yolunda, vücub derecesinde bir suhulet ve kolaylık var. Şirk ve esbabda, imtinâ derecesinde müşkülât ve suubet var. Çünkü bir vâhid, külfetsiz olarak, kesîr eşyaya bir vaziyet verir ve bir neticeyi istihsal eder. Eğer o vaziyeti almayı ve o neticeyi istihsal etmeyi, o eşya-yı kesîreye havale edilse, o vakit pek çok külfetle ve pek çok hareketlerle ancak o vaziyet alınır ve o netice istihsal edilir.

Meselâ, Üçüncü Mektupta denildiği gibi, semâvât meydanında, şems ve kamer kumandası altında yıldızlar ordusunu harekete getirmekle, her gece ve her sene, şâşaalı, tesbihkârâne bir seyeran ve cereyan vermek demek olan cazibedar, sevimli vaziyet-i semâviye ve mevsimlerin değişmesi gibi büyük maslahatların vücut bulması demek olan o ulvî, hikmetli netice-i arziye, eğer vahdete verilse, o Sultan-ı Ezel, kolayca, küre-i arz gibi bir neferi o vaziyet ve o netice için ecrâm-ı ulviyeye kumandan tayin eder.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “En yüce sıfatlar Allah’ındır.” Nahl Sûresi, 16:60.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: İkinci Makam
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

cazibedar : cazibeli, çekici
cereyan : hareket, akım
cilve-i Rabbâniye : bütün varlıkları terbiye eden ve idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah’ın cilvesi, yansıması
cirm : cisim
desâtir-i ilmiye : ilmin düsturları, kuralları
elhasıl : kısaca, özetle
esbab : sebepler
eşya : şeyler, varlıklar
eşya-yı kesîre : çokça olan, çeşitli olan şeyler, varlıklar
hadsiz : sonsuz, sınırsız
havl : güç, iktidar
imtina : imkânsızlık
inkıta : kesilme, tükenme
intisap : bağlanma
irtibat : bağ, ilişki
istihsal etme : elde etme
kamer : ay
kavânin-i hikmet : hikmet kanunları
kesîr : çok, çeşitli
kuvvet-i İlâhiye : ilâhî güç, kuvvet
külfet : yük, güçlük
külfetsiz : zahmetsiz, kolay
küre-i arz : yerküre, dünya
mahlukât : varlıklar
maslahat : fayda, yarar
mazhar : erişme, nail olma; yansıma ve görünme yeri
mazhariyet : ayna olma, görünme yeri
müşkülât : zorluklar, güçlükler
nefer : asker, er
netice-i arziye : dünyanın dönmesiyle sebep olduğu sonuçlar
nevâmis-i kudret : kudret kânunları, namusları
peydâ etme : meydana ve açığa çıkma
sarf etmek : harcamak
semâvât : gökler
seyeran : gezinme, hareket
suhulet : kolaylık
Sultan-ı Ezelî : kudret ve hükümranlığının başlangıcı olmayan Allah
suubet : zorluk
şâşaalı : gösterişli, göz alıcı bir şekilde
şems : güneş
Şems-i Ezelî : ezelden beri var olan, zamanla kayıtlı olmayan ve bütün tecellilerin kaynağı olan Allah
şirk : Allah’a ortak koşma
tecellî : yansıma, görüntü
temdidat : uzanan hatlar, uzatmalar
tesbihkârâne : tesbih ederek
ulûhiyet-i mutlaka : sınırsız ilâhlık
ulvî : yüce, büyük
vahdet : birlik
vâhid : bir
Vâhid-i Ehad : birliği herşeyi kapladığı gibi herbir şeyde de ayrı ayrı tecellî eden Allah
vaziyet-i semaviye : gökyüzünün değişik hâl ve vaziyetlere girmesi
vücub : zorunluluk, gereklilik
vücut bulma : var olma
Yükleniyor...