Block title
Block content
Dünyasının âkıbetini küfür sâikasıyla adem-i mutlak olduğunu tevehhüm eden adam için de terk-i lezâiz evlâdır. Çünkü, o lezâizin zevaliyle vukua gelen hususî ve mukayyed ademlerden, adem-i mutlakın elîm elemleri her dakikada hissediliyor. Bu gibi lezzetler o elemlere galebe edemez.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Mer’ayı tecavüz eden koyun sürüsünü çevirtmek için çobanın attığı taşlara musâb olan bir koyun, lisan-ı haliyle, “Biz çobanın emri altındayız. O bizden daha ziyade faidemizi düşünür. Madem onun rızası yoktur, dönelim” diye kendisi döner, sürü de döner. Ey nefis! Sen o koyundan fazla âsi ve dâll değilsin.

Kaderden sana atılan bir musibet taşına mâruz kaldığın zaman;
1 اِنَّا ِللهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ söyle ve merci-i hakikîye dön, imana gel, mükedder olma. O seni senden daha ziyade düşünür.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Kalbin umûr-u dünyeviye ile kasden iştigal etmek için yaratılmış olmadığı şöylece izah edilebilir:

Görüyoruz ki, kalb, hangi birşeye el atarsa, bütün kuvvetiyle, şiddetiyle o şeye bağlanır. Büyük bir ihtimamla eline alır, kucaklar. Ve ebedî bir devam ile, onunla beraber kalmak istiyor. Ve onun hakkında tam mânâsıyla fena olur. Ve en büyük ve en devamlı şeylerin peşindedir, talebindedir. Halbuki umur-u dünyeviyeden herhangi bir emir olursa, kalbin istek ve âmâline nazaran bir kıl kadardır. Demek kalb, ebedü’l-âbâda müteveccih açılmış bir penceredir; bu fâni dünyaya razı değildir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Biz Allah’ın kullarıyız; sonunda yine Ona döneceğiz.” Bakara Sûresi, 2:156.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Zeylû'l-Hubâb / Sonraki Risale: Zeylü'l-Habbe
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adem : yokluk, hiçlik
adem-i mutlak : mutlak yok oluş; her şeyden tamamen ve ebediyen ayrılıp gitme
âmâl : emeller; arzular, istekler
âsi : isyan eden
dâll : hak yoldan sapan
ebedî : sonu olmayan sonsuz
ebedü’l-âbâd : sonsuzların sonsuzu, âhiret hayatı
elem : acı, keder, üzüntü
elîm : acı ve sıkıntı veren, üzücü
evlâ : daha iyi
fâni : geçici olan, ölümlü
fena : yok olma, ölme, fâni olma
galebe etmek : üstün gelmek
hâvi : içine alan
hususî : özel
i’lem eyyühe’l-aziz : “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz
ihtimam : özen gösterme, önem verme
istifade : faydalanma
iştigal etmek : meşgul olmak, uğraşmak
iştiha : iştah, istek, arzu
kader : Allah’ın ezelî ilmi ile kâinatta olmuş ve olacak herşeyi bilip takdir etmesi, plânlaması
kasden : bizzat yönelerek
lezâiz : lezzetler
lisan-ı hâl : hâl, davranış ve beden dili
mâide : sofra
mânâ : anlam
mâruz kalmak : uğramak, bir şeyin tesirinde kalmak
mer’a : hayvanların otladığı yer, otlak, çayır
merci-i hakikî : gerçek başvurulacak, sığınılacak yer
mukayyed : kayıtlı, sınırlı
musâb olan : isâbet alan; vurulan
musibet : belâ, büyük sıkıntı
mükedder olmak : dertli, üzüntülü, kederli olmak
müteveccih : yönlenmiş, yönelen
nazaran : bakarak, –göre
nâzil olmak : inmek
nefis : insanın kendisi; insanı daima kötülüğe, zevk ve isteklere sevk eden duygu
nüzûl : inme
razı : hoşnut
rıza : hoşnutluk
safha : sayfa; bir şey üzerinde meydana gelen değişik hallerden her biri, herbir aşama
satıh : yüzey
semâ : gök; burada semanın yüksekliğine teşbih edilerek sonsuz yücelik ve azamet sahibi Allah’ın yüce katı kastedilmiştir
semâvî : Allah tarafından olan, İlâhî
sofra-i İlâhiye : Allah tarafından gönderilen sofra, nimetler
tabakat-ı beşer : insan tabakaları
terk-i lezâiz : lezzetleri terketme, bırakma
tevehhüm etme : kuruntuya kapılma, zannetme
umûr-u dünyeviye : dünyaya ait işler, dünya işleri
vukua gelmek : gerçekleşmek
zeval : geçici olma
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...