Block title
Block content
İ’lem ey mağrur, mütekebbir, mütemerrid nefis! Sen öyle bir zâfiyet, acz, fakirlik, miskinlik gibi hallere mahalsin ki, ciğerine yapışan ve çok defa büyülttükten sonra ancak görülebilen bir mikroba mukavemet edemezsin; seni yere serer, öldürür...

İ’lem eyyühe’l-aziz! Hardale ile tabir edilen, bir darı habbesi hükmünde olan kuvve-i hafızanın ihata ettiği meydanda gezintiler yapılırken o kadar büyük bir sahraya inkılâp eder ki, gezmekle bitmez bir şekil alır. Acaba o hardalenin içindeki meydanı bitiremeyen, o hardalenin dairesini ne suretle bitirecektir? Aklın nazarında hardalenin vaziyeti böyleyse, aklın gezdiği daire nasıldır? Aklı da dünyayı yutar. Fesübhânallah! Cenâb-ı Hak hardaleyi akıl için dünya; ve dünyayı da, akıl için bir hardale gibi yapmıştır.

İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanların en büyük zulümlerinden biri de şudur ki: Büyük bir cemaatin mesaisine terettüp eden -hasenatı intaç eden- semeratı bir şahsa isnad ve ona mal ederler. Bu zulümde bir şirk-i hafî vardır. Çünkü, bir cemaatin cüz-ü ihtiyârîsiyle kesb ettikleri mahsulâtı bir şahsa atfetmek, o şahsın, icad derecesinde harikulâde bir kudrete mâlik olduğuna delâlet eder. Hattâ eski Yunanîlerin ve Vesenîlerin ilâheleri, böyle zâlimâne tasavvurat-ı şeytaniyenin mahsulüdür.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Zikreden adamın, feyz-i İlâhîyi celb eden muhtelif lâtifeleri vardır. Bir kısmı, kalb ve aklın şuuruna bağlıdır. Bir kısmı da şuursuz, yani şuurlara tâbi değildir. Min haysü lâ yeş’ur husûle gelir. Binaenaleyh, gaflet ile yapılan zikirler dahi feyizden hâli değildir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Katrenin Zeyli / Sonraki Risale: Zeylû'l-Hubâb
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : hayret verici, tuhaf
atfetmek : bir işi veya sözü bir kimseye yüklemek, dayandırmak
besâtet : tek unsurdan meydana gelen eser, sadelik
binaenaleyh : bundan dolayı
celb eden : çeken
cemaat : topluluk
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
cüz-ü ihtiyârî : insanda bulunan sınırlı irade
delâlet etmek : delil olmak, işaret etmek
ferdiyet : teklik, birlik
fesübhânallah : “Allah’ı her türlü kusur, ayıp ve eksiklerden tenzih ederim” mânâsında bir hayret ifadesi
feyiz : bereket, bolluk
feyz-i İlâhî : Allah’ın feyzi, lütfu
gaflet : dalgınlık, dinî sorumluluklarını unutup dünya ile ilgili şeylere dalma
habbe : dane, tohum
hâli : boş; uzak
halk etmek : yaratmak
hardale : hardal tanesi
harikulâde : olağanüstü
hasenat : iyi ameller, hayırlar
husûle gelmek : meydana gelmek
i’lem eyyühe’l-aziz : Ey aziz kardeşim bil ki!
icad : var etme, yapma
ihata etmek : içine almak, kapsamak
ilâhe : tanrıça
inkılâp etmek : değişmek, dönüşmek
intaç eden : sonuç veren
isnad etmek : dayandırmak
kesb etmek : kazanmak
kesret : çokluk
kudret : güç, iktidar
kuvve-i hafıza : hafıza gücü, bellek
lâtife : duyu, ince hislerden herbiri
mahal : yer
mahsul : ürün; elde edilen şey
mahsulât : ürünler; elde edilen şeyler
mal etmek : yüklemek, ait olduğunu göstermek
mâlik olmak : sahip olmak
mesai : çalışma; çalışmalar, çabalar
min haysü lâ yeş’ur : hissedilmeden; farkına varılmadan
miskinlik : zavallılık
muhtelif : çeşitli
mukavemet etmek : dayanmak, karşı koymak
nazar : bakış açısı
sahra : geniş çöl; ova
semerat : meyveler; neticeler
suret : şekil, tarz
şirk-i hafî : gizli şirk, gizli küfür
şuur : bilinç
tâbi : bağlı
tabir edilen : adlandırılan
tasavvurat-ı şeytaniye : şeytanî tasavvurlar; şeytandan gelen tasarılar, kurgular
terettüp eden : sonuç olarak çıkan
terkip : çok sayıdaki unsurların bir araya getirilmesiyle ortaya çıkan eser, birleşik
vahdet : birlik
vaziyet : durum, hâl
Vesenî : putperest
Yunanî : Eski Yunanlılar döneminde çeşitli varlıklara ve tabiat olaylarına ilâhlık veren bâtıl dinlere mensup olan
zâlimâne : zalimce
zikir : Allah’ı anma
zikreden : Allah’ı anan
zulüm : haksızlık
Yükleniyor...