Block title
Block content
İ’lem eyyühe’l-aziz! Cenâb-ı Hak, insanı pek acip bir terkipte halk etmiştir. Kesret içinde vahdeti, terkip içinde besâteti, cemaat içinde ferdiyeti vardır. İhtiva ettiği âzâ, havâs ve letâifin herbirisi için müstakil lezzetler, elemler olduğu gibi; aralarında görülen sür’at, teâvün ve imdattan anlaşıldığı üzere, herbirisi arkadaşlarının lezzet, elem ve teessüratından da hisse alıyorlar. Bu hilkat sayesinde, insan eğer ubudiyet yoluna giderse, bütün lezzet, nimet, kemâlât nevilerine, kısımlarına mazhar olmaya şâyandır. Ve keza, eğer enaniyet yolunu takip ederse, çeşit çeşit elem ve azaplara da mahal olmaya müstehaktır.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Kelime-i Tevhidin tekrar ile zikrine devam etmek, kalbi pek çok şeylerle bağlayan bağları, ipleri kırmak içindir. Ve nefsin tapacak derecede sanem ittihaz ettiği mahbuplardan yüzünü çevirtmektir. Maahaza, zâkir olan zâtta bulunan hâsse ve lâtifelerin ayrı ayrı tevhidleri olduğuna işaret olduğu gibi, onların da, onlara münâsip şerikleriyle olan alâkalarını kesmek içindir.

İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın bir akrabasına, meselâ, okuduğu bir Fatiha-i Şerifeden hasıl olan sevapta istifade etmekte, bir ile bin müsavidir. Nasıl ki ağızdan çıkan bir lâfzın işitilmesinde, bir cemaat ile bir fert bir olur. Çünkü lâtif şeyler matbaa gibidir. Basılan bir kelimeden bin kelime çıkar. Ve keza, nûrânî şeylerde vahdetle beraber tekessür olduğuna, yani bir nûrânî şeyde bin sevap bulunduğuna bir işarettir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Katrenin Zeyli / Sonraki Risale: Zeylû'l-Hubâb
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

alâka : ilgi, bağlantı
âzâ : uzuvlar, organlar
azap : acı, sıkıntı
cemaat : topluluk
elem : acı, keder
enaniyet : benlik, gurur
Fatiha-i Şerife : Kur’ân-ı Kerimin ilk sûresi olan Fâtiha Sûresi
fert : birey
feyiz : mânevî gıda, bereket
hasıl olan : meydana gelen
hâsse : hisler
havâs : hisler, duygular
hilkat : yaratılış
hisse : pay
i’lem eyyühe’l-aziz : Ey aziz kardeşim bil ki!
icâbet : davete cevap verme
İlâhî : her şeyin ilâhı olan Allah tarafından ihsan edilen
imdat : yardım
istifade etmek : faydalanmak
ittihaz etmek : edinmek, kabullenmek
Kelime-i Tevhid : “Lâ ilâhe illâllah” ifadesidir, mânâsı
kemâlât : mükemel ve kusursuz özellikler
keza : bunun gibi
lâfız : söz, kelime
lâtif : mânevî, gözle görünmeyen, nurânî
lâtife : ince hisler ve duygular
letâif : lâtifeler; ince duygular
lütuf : iyilik, ihsan, bağış
maahaza : bununla beraber, bununla birlikte
mahal : yer
mahbup : sevgili
mâide : sofra
makam-ı mahmûd : en yüksek şefaat makamı; Peygamberimizin (a.s.m.) kavuşacağı, Allah tarafından vaad edilen yüksek makam
mazhar olmak : erişmek, nâil olmak
münâsip : benzer, uygun
müsavi : eşit, denk
müstakil : bağımsız, başlı başına
müstehak : hak etmiş, lâyık
Nebiyy-i Zîşân : şan sahibi Nebî; Hz. Muhammed (a.s.m.)
nefis : insanı kötüye yönelten duygu
nevi : çeşit
nimet : iyilik, lütuf, ihsan
nûrânî : nurlu, parlak
Rabbânî : her şeyi terbiye ve idare eden Allah’ın ihsanı
Resul-i Zîşân : büyük şan sahibi olan Allah’ın Resulü; Hz. Muhammed (a.s.m.)
salâvat-ı şerife : Peygamberimize edilen rahmet ve esenlik duaları
sanem : put
sür’at : hız
şâyan : lâyık, uygun
şerik : Allah’a ortak koşulan şey
teâvün : yardımlaşma
teessürat : teessürler; üzüntüler
tekessür : çoğalma
tevhid : birleme; her şeyin bir olan Allah’a ait olduğuna inanma
tevzi edilen : dağıtılan
ubudiyet : kulluk
vahdet : birlik
zâkir : zikreden; Allah’ı anan
zât : kişi
zât-ı Peygamberî : Peygamberlik görevini ifa eden zât; Hz. Peygamber efendimizin (a.s.m.) kendisi
zikir : sürekli anma
Yükleniyor...